|
SAĞLIKTA SAĞLIKSIZ RAKAMLAR
Resmi rakamları doğru kabul ettiğimiz
takdirde, Türkiye'nin kanser tedavisinde Avrupa şampiyonu olduğu
sonucuna varmamız gerekiyor. Yine bu rakamlara göre, 11 Avrupa
ülkesi arasında akciğer kanserinden kurtulma oranının en yüksek
olduğu ülke Türkiye. Oysa kişi başına düşen doktor sayısı,
GSMH'deki sağlık harcamaları kalemi itibariyle Türkiye
sıralamanın en dibinde yer alıyor.
İngiliz The Sunday Times gazetesinde ülkedeki sağlık sistemini
yerden yere vuran bir yazı yer aldı. Yazıda İngiliz sağlık
sisteminin içinde bulunduğu hazin tablo anlatılıyordu.
İngiltere, başta Fransa ve Almanya olmak üzere diğer Avrupa
ülkeleriyle karşılaştırılıyor, İngiliz hastaların Fransız
komşuları kadar şanslı olmadığı rakamlarla ortaya konuyordu.
Peki Türkiye'de durum ne? Bu sorunun cevabını bulmak hiç de
kolay değil. Çünkü Türkiye'de güvenilir ‘rakam’ bulunmuyor,
yapılan araştırmalar yetersiz ve olanlara da toplu bir biçimde
ulaşmak imkansız.
Bu nedenle karşılaştırma tablolarına bakarken Türkiye'de kişi
başına düşen doktor sayısı ve GSMH'de (Gayri Safi Milli Hasıla)
sağlık harcamaları kalemi dışında kalan rakamlara ‘ihtiyatla’
yaklaşmak gerekiyor.
Örneğin bu rakamlar doğru kabul ettiğimiz takdirde, Türkiye'nin
kanser tedavisinde Avrupa şampiyonu olduğu sonucuna varmamız
gerekiyor. Yine bu rakamlara göre, 11 Avrupa ülkesi arasında
akciğer kanserinden kurtulma oranının en yüksek olduğu ülke
Türkiye. Oysa kişi başına düşen doktor sayısı, GSMH'deki sağlık
harcamaları kalemi itibariyle Türkiye sıralamanın en dibinde yer
alıyor. Bu durumda da ‘‘Demek ki bizim doktorlar harikalar
yaratıyorlar,’’ diye düşünmek biraz zor.
Nüfus büyüklükleri hemen hemen aynı olan Türkiye, Fransa ve
İngiltere örnekleri karşılaştırıldığında, İngiltere GSMH'da
sağlık harcamalarına yüzde 6.7 oranında pay ayırırken, Fransa'da
bu oran yüzde 9.9. Türkiye'de ise yalnızca yüzde 3.7. Fransa da
bin hasta başına düşen doktor sayısı 2.9, İngiltere'de 1.6,
Türkiye'de 1.4.
KANSER ÖYKÜLERİ
Hastane koridorlarına düşen İngiliz, Fransız ve Türk hastalara
bu rakamların yansıması çarpıcı öyküler çıkarıyor ortaya:
Christiane Prieur 50 yaşında, iki çocuk annesi bir Fransız. Bir
gün göğsünde bir şişlik hissediyor. Soluğu hemen doktorunda
alıyor. Prieur'ü cuma öğleden sonra muayene eden doktor,
cumartesi sabahı için mamogram randevusu alıyor. Cumartesi
sabahı mamogram çektiren Priuer, öğleden sonra tekrar doktoruna
gidiyor. Doktor teşhisi açıklıyor: Kanser. Prieur, pazartesi
sabahı yatağında değil, ameliyat masasında uyanıyor, kanserli
göğsü alınmış olarak. Üç gün hastanede televizyonlu, telefonlu
özel bir odada kalıyor. Bir yandan da kemoterapi tedavisi
görüyor. Üç günün sonunda, yani gösğündeki şişliği farketmesinin
üzerinden daha bir hafta bile geçmeden hastaneden sağlıklı bir
kadın olarak taburcu oluyor. Önümüzdeki 5 yıl boyunca her üç
ayda bir kontrolden geçmek koşuluyla tabii ki.
İngiliz Sharon White ise İngiliz olduğu için Prieur kadar şansı
değil. Halası ve annesi göğüs kanserinden öldüğü için yüksek
risk grubunda bulunan White, geçtiğimiz ocak ayında göğsünde bir
şişkinlik hissediyor. 28 yaşındaki White'ın muayene için randevu
alması iki hafta sürüyor. İlk muayenede kesin teşhis konamayınca
White'a iki hafta sonrası için bir randevu daha veriliyor. Daha
da kötüsü mamogram testi ancak mayıs sonunda yapılabiliyor.
Mamogram sonucu temiz çıkıyor ve White ocak ayından beri ilk kez
rahat bir nefes alıyor.
TÜRKLERİN ÇİLESİ
Türk sağlık sisteminin program ve standarttan yoksun olması,
hastaların kaderini de doğrudan etkiliyor.
SSK emeklisi 61 yaşındaki Yüksel Gürses ile eşi Özcan Gürses'in
öyküleri bunun çarpıcı bir örneği. Yüksel Gürses, kemiklere de
yayılan akciğer kanseriyle, Özcan Hanım ise karaciğerine
sıçrayan meme kanseriyle mücadele ediyor. Geçtiğimiz aralık ayı
sonunda kesilmeyen öksürük nöbetleriyle doktora giden Yüksel
Gürses'e önce soğuk algınlığı tanısı koyuluyor. Ancak
şikayetlerin bitmemesi üzerine balgam testi sonra da endoskopik
inceleme yapılıyor. Şüphe artınca MR çekiliyor ve akciğer
kanseri tanısı kesinleşiyor. Böylece kanser tedavisine ancak
şubat sonlarında başlanabiliyor. Radyoterapi, sonra da
kemoterapi uygulanıyor. 2 ay sonunda yapılan kontrolde yüzde 50
oranında bir düzelme saptanıyor. Kürlere devam ediliyor. Ancak
sonraki kontrollerde hastalığın kemiklere yayıldığı görülüyor.
Hastalığının tanısı SSK Okmeydanı Hastanesi'nde yapılan Gürses,
isteği üzerine Türk Kanser Vakfı 'nın Levent'deki merkezinde
sevkedildi. 61 yaşındaki Özcan Gürses'e eşinden iki yıl önce,
1996 Eylül'de meme kanseri tanısı konulmuş. Özcan Hanım Türkiye
koşullarında şanslı bir hasta sayılabilir. Ameliyat için SSK'da
sıra beklemesi gerekirken, kanser tanısının konulmasından iki
gün sonra aile dostları olan hekimler yardımıyla (ücretini
ödeyerek) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde ameliyat edilmiş.
Tedavisi ve kontrolleri iki yıldır İstanbul Üniversitesi
Onkoloji Enstitüsü'nde sürüyor. 10 ay önce öksürük başlayınca
akciğerden şüphelenip, Enstitü'de muayene olmuş. Araştırmalar,
kanserin karaciğere sıçradığını ortaya koymuş. O günden beri
tedavisi sürüyor ve büyük oranda düzelme gösteriyor.
Kalp hastalıklarından ölüm:
(100 bin kişi başına)
Fransa:36
İspanya:48
Türkiye: 48
İsveç: 50
Hollanda: 54
Almanya: 64
Avusturya: 67
İngiltere: 70
Finlandiya: 73
Akciğer kanserinden kurtulma oranı
(5 ya da daha fazla yıl yaşayanların oranı)
Türkiye: %15
Fransa: %14
Almanya:%13
Avusturya: %12.5
İspanya: %12
Hollanda: %11.5
Finlandiya: %10.5
İsveç: %9.5
Polonya: %7.5
İngiltere: %6.5
İskoçya: %6.5
Böbrek yetmezliği
(Her yıl hemodiyaliz hastalarına eklenen kişi sayısı. Bir milyon
kişi başına)
Polonya: 44
İngiltere: 87
İsveç: 99
Fransa: 112
Avusturya: 115
İspanya: 121
Almanya: 163
Türkiye: 178
Solunum hastalıklarından ölüm:
(100 bin kişi başına)
Türkiye: 112
İngiltere: 99.4
Almanya: 64.9
Hollanda: 57.3
Finlandiya: 55.2
İsveç. 43.7
Fransa: 39.6
Avusturya: 30.5
Göğüs kanserinden hayatta kalma oranı:
(Teşhisten sonra 5 yıl ya da daha fazla yaşama oranı)
İsveç: %81
Fransa: %80
Türkiye: %80
Finlandiya:%78
Hollanda: %74
Almanya: %72
İspanya: %70
İngiltere: %66
İskoçya: %66
Avusturya: %63
Polonya: %59
Bağırsak kanserinden hayatta kalma oranı
(Teşhisten sonra 5 ya da daha fazla yıl yaşama oranı)
Hollanda %57.5
İsveç: %53.5
Fransa: %53
Avusturya: %50
Almanya: %50
Türkiye: %50
İspanya: %49.5
Finlandiya: %49
İngiltere ve İskoçya: %41
Polonya: %24
Avrupa ülkelerine ait istatistik bilgilerin kaynağı OECD
(Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü), Eurocare ve European
Renal Association.
Ağrı kapris midir?
Ağrılar kapris olarak değerlendirilebiliyor. Ağrının ortaya
çıkmasında psikolojik etkenler ise sadece yüzde 1 oranında
etkili oluyor. Hastanın kapris nedeniyle 'Ağrım var' diyebilir
kuşkusuyla hastaların ciddiye alınmaması hastalığın gözden
kaçmasına neden olabiliyor. Bazı hastaların ağrı oyunu
oynayabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Erdine, 'Ağrısı
olmayan bir grup dikkat çekmek için ağrım var diyebiliyor. Bu
hastalar muayenede her yerim ağrıyor diyorlar. Böyle bir
şikayetin olması imkansız. Hekim hekim dolaşıyorlar' dedi.
AĞRININ TARİHÇESİ
Ağrıya eski Yunanca'da 'Algos' deniyordu. Bugün, bir hastalık
olarak kabul edilen ağrıyla ilgilenen bilim dalına da (Algoloji)
adı verilmektedir. İnsanoğlu varolduğundan bu yana çektiği
ağrıya derman arıyor.
Tarih boyunca ağrıyla başa çıkmada güneşte kızdırılmış taşlardan
tutun da insan kurban etmeye kadar birçok yöntemin denendiği
ortaya çıktı. Dünya Ağrı Federasyonu ve Avrupa Ağrı Teşkilatları
Federasyonu Genel Sekreteri Prof. Dr. Serdar Erdine, hekimler
için hazırladığı 'Ağrı' adlı kitapta ağrının tarihçesini şöyle
anlatıyor:
'M.Ö. 2000'li yıllara ait olan papirüslerde kalp bütün
organların merkezi kabul ediliyordu. Bu devirlerde ağrının doğal
olaylara ve travmalara bağlı olduğu belirtilmekle beraber
fizyolojik ve anatomik olaylar mistik düşüncelerle açıklanmaya
çalışılıyordu. Onlara göre fesat, ruha sol burun deliğinden
giriyor ve vücutta ağrıya yol açıyordu. Sinir sistemi
bilinmiyordu. Ağrı merkezi olarak kalpten söz ediliyordu.'
Aynı zamanda Türk Ağrı Derneği başkanlığını da yürüten Prof.
Erdine, Uygurlar'dan kalan belgelerde ağrının kontrolünde
bitkisel ve hayvansal ilaçların kullanıldığını belirterek
'19'uncu yüzyıl öncesinde ağrının dindirilmesinde en çok afyon
kullanılıyordu. Şarap, alkol ve güzelavratotu da kullanılan
maddeler arasındaydı' dedi. Prof. Erdine, Doğu' nun ünlü
bilimcisi İbn-i Sina'nın ağrıyı modern ağrı sınıflamasında
olduğu gibi 'yanıcı,batıcı, kesici, ısırıcı' gibi çeşitli
sınıflara ayırdığını belirtti. Sina'nın kitabında yer alan ağrı
dindirme yöntemleri:
1) Keten tohumu ve dere otundan yapılmış lapa ağırlı yerlere
sürülür.
2) Ağrının bulunduğu yerde nemi artırmak gerekir.
3) Soğuk tatbikiyle ağrı azaltılabilir.
TÜRKİYE'NİN AĞRI PROFİLİ
Türk Eczacılar Birliği ve Türk Ağrı Derneği tarafından, 15 ilde
3 bin 26 katılımcıyla gerçekleştirilen araştırma Türkiye'nin
ağrı durumunu ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre;
İlaç alırken kimlere başvuruluyor
Yüzde 12'si evdeki ilaçları kullanıyor
Yüzde 15'i komşu-arkadaş tavsiyesiyle ilaç kullanıyor
Yüzde 59'u doktora başvuruyor
Yüzde 7'si eczacıya başvuruyor
Yüzde 5'i kişisel deneyimlerinden faydalanıyor
Yüzde 2'si diğer sağlık personeline danışıyor
Yüzde 1'i diğer yöntemleri kullanıyor
İlaç dışında başvurulan yöntemler
Yüzde 52.5'i dinleniyor
Yüzde 27.1'i hiçbir yöntem kullanmıyor
Yüzde 26.1'i masaj yapıyor
Yüzde 24.2'si sıcak-soğuk uyguluyor
Yüzde 11.5'i egzersiz yapıyor
Yüzde 3.9'u sağlık kuruluşuna gidiyor
Yüzde 1.8'i geleneksel uygulamaları tercih ediyor
Yaş arttıkça ağrılar artıyor
18-29 yaş grubunda yüzde 55.2
30-39 yaş grubunda 62.1
40-49 yaş grubunda 68.4
50-59 yaş grubunda 76.1
60 ve üstü 77.1
Geçim derdi ağrı yapıyor
Ağrı çekenlerin yüzde 64'ü alt sosyoekonomik tabakadan
Yüzde 65.3'ü orta-alt sosyoekonomik tabakadan
Yüzde 60'ı orta sosyoekonomik tabakadan
Yüzde 58.4'ü orta-üst sosyoekonomik tabakadan
Hangi aktiviteleri kısıtlıyor
Yüzde 67.7'sında fiziksel aktivite
Yüzde 56.6'sında sosyal aktivite
Yüzde 37.6'sında kişisel bakım
Yüzde 36.3'ünde ev işleri
Ön uyarı merkezleri
Değişik organlarımızda ortaya çıkan ağrı ve farklılıklar, daha
önemli hastalıkların habercisi olabilir. Geçen hafta bedensel
ağrılarla ilgili olarak Viyana'da yapılan uluslararası bir
konferansa katılan tıp uzmanları, ‘‘kadınların bu konudaki
şikayetlerini erkeklerinki kadar ciddiye almadıklarını’’ dile
getirdiler ve bunun tehlikeli bir ihmal olduğu konusunda görüş
birliğine vardılar.
Vücudun çeşitli organlar aracılığıyla verdiği uyarı
sinyallerinin nedenleri, zamanında teşhis edilip tedavi
uygulandığı takdirde, küçük bir ağrı hayat kurtarabiliyor.
Örneğin göğüs ağrıları sadece olası bir kalp krizinin habercisi
değil, ölümcül bir hastalık olan karın zarı iltihabının
belirtisi de olabiliyor. Sırt ağrıları da rahim ve böbrek
rahatsızlığının işareti olarak ortaya çıkabiliyor. Alman Bunte
dergisi, her biri dalında uzman olan 6 hekimi bir araya
getirerek, vücudun verdiği sinyallerin çeşitleri ve bu ağrıların
hangi hastalıkların habercisi olabileceği konusunda geniş bir
çalışma hazırladı.
KALP
Kalp ağrıları hemen her zaman kalp krizinin habercisi olarak
algılanmamalı. Kalp ağrısı şikayetiyle hekime başvuranların
yarısında kalp krizi riski görülmüyor. Hastaların üçte ikisinde
görülen ağrı, çarpıntı ve daralma, kalp kaslarının oksijensiz
kaldığını gösteriyor. Ani bir kalp krizinin belirtileri ise,
göğüs kafesinde, yatınca geçen basınç ve daralma ile sol kolda,
karnın üst kısmı ve alt çenede hissedilen ağrılar. Yemekten
sonra göğüs kafesinde şiddetli bir basınç hissedenlerde karın
zarı iltihabı, safra kesesi taşı veya mide ülseri olabilir.
Yemek yendiği zaman ağrılar hafifliyorsa onikiparmak
bağırsağında iltihaplanma, yemek yendiği zaman ağrılar
şiddetleniyorsa gastrit söz konusu olabilir.
GÖĞÜS
Göğüste ağrı hissedildiği zaman kadınlar hemen kanserden korkar,
ancak göğüs kanseri kendini pek nadir olarak ağrılarla belli
eder. Göğüste oluşan kistler, ancak elle muayenede teşhis
edilebilir. Göğüs ağrılarının yüzde 70'inin nedeni, iyi huylu
bir hastalık olan ‘‘mastopati’’dir. Göğüslerde büyüme, ele gelen
yumrular ve göğüs ucunda bozulma meydana geldiği zaman ultrason
muayenesi gerekir. Göğüste kızarıklık ve ateşlenme meydana
geldiği zaman ise süt bezlerinin iltihaplanması söz konusu
olabilir. Kızarıklık 15 gün içinde geçmezse kanser alarmı
verilir. Bu durumda doku testi yapılmalıdır.
BAŞ
Başağrısı beyin tümörünün habercisi değildir. Hatta tümörün
ileri aşamalarında bile sadece bir basınç hissedilir. En
tehlikelisi şiddetli baş ve ense ağrısıyla birlikte yüksek
ateştir: Bu, menenjitin habercisi olabilir. Ancak başağrıları
çoğunlukla migren ve görme bozukluğu gibi zararsız
rahatsızlıkların belirtisidir. Beyin kanamasında ise hastaların
dörtte üçü hiçbir belirti göstermez. Dörtte birinde ise ortaya
çıkan sinyaller 24 saat içinde kaybolur. Bu belirtiler birkaç
dakika süren yarım felç, çift görme ve ağır işitmedir.
SIRT
50 yaş altındakilerde görülen sırt ağrıları genelde omurgada
meydana gelen bozulmadan kaynaklanıyor. 60 yaşın üstündekilerde
ise göğüs, bronşlar, mide, troid bezi ve prostatta bir tümör
oluşumu söz konusu olabilir. Soluk alıp verirken omurgada
hissedilen ağrının nedeni akciğer iltihabı olabilir.
Sağlık ana karnında başlıyor
Sağlığımız, ana rahminde programlanıyor. Bilimadamlarına göre,
insanın ileride yaşayacağı hastalıkların önemli bir bölümü
hamilelik sırasında belirleniyor.
Bilimadamları yakın zamanlara kadar oburluk, kalp, şeker, kanser
gibi hastalıkların sağlıksız yaşam tarzı ya da kötü genlerden
kaynaklandığına inanıyordu. Ancak yeni veriler, bu problemlerin
köklerinin doğum öncesine uzandığına işaret ediyor. Amerikan
dergisi Newsweek'e göre, Cornell Üniversitesi'nden Dr.Peter
Nathanielsz'in ‘‘Rahimdeki Hayat’’ adlı kitabı, ‘‘cenin
programlanması’’ denilen şaşırtıcı tezi anlatıyor.
EN ÖNEMLİ SÜREÇ
İncelemeler, anne karnındaki gelişimimizin sağlığımızın rotasını
çizdiğini gösteriyor. Ciğerimiz, kalbimiz, böbreklerimiz,
özellikle de beynimizin nasıl çalışacağı, ne zaman, ne tür
hastalıklarla karşılaşacağımız dokuz aylık süreçte belli oluyor.
Örneğin bir annenin hamilelikte yetersiz beslenmesi, bebeğine
gelecekte hastalıklara davetiye çıkartıyor. Binlerce Amerikalı
kadının incelenmesi, zayıf doğan kız çocuklarının erken yaşta
meme kanserine yakalanma riski olduğunu ortaya koyuyor. Doğumda
karnınız ne kadar küçükse ileride kolestorel seviyeniz de o
kadar yüksek oluyor.
Çığır açacak nitelikteki sonuçlarla ilgili olarak Harvard Tıp
Fakültesi'nden Dr.Matthew Gillman, halk sağlığında yeni bir
kriter oluştuğunu vurguluyor. Bu tez, gen faktörünü, pizzalarla,
pastalarla sağlıksız beslenme, riskli yaşam tarzı etkenini de
gölgeliyor. Bebeklik fotoğraflarınıza dikkatli bakmanızı ve
ölçülerinizi gözden geçirmeniz öneriliyor. Doğum kilonuzu,
boyunuzu, göbek bağını ve kafa ölçüsüne dikkat ederek
tehlikelere karşı önlem alabileceğiniz söyleniyor.
Cenin programlanması tezinin önderi İngiltere'nin Southampton
Üniversitesi'nden Dr.David Barker. 1984'te ülkesindeki bebek
ölümleri, bölgeleri, doğum kilolarını kalp hastalıklarıyla
karşılaştıran Dr.Barker, hamilelik sürecinin ömürboyu
sağlığımızı planladığını keşfediyor. 1996'da Hindistan'da benzer
incelemeler yapıp benzer sonuçlar alıyor. ABD'de iki yıldır konu
üzerinde kapsamlı araştırmalar yapılıyor. Yıl başında Ulusal
Sağlık Enstitüsü'nde rahimdeki koşullar ve meme kanserine dair
bir konferans düzenlendi, önümüzdeki kasım ayında da Harvard'da
‘‘cenin programlanması’’nın ele alınacağı haber veriliyor.
Bu teze dair ilk ipucunu veren oburluk konusu. İkinci Dünya
Savaşı sırasında Hollanda'da Nazilerin zulmü yüzünden aç kalan
ve hamileliğinin özellikle ilk üç ayında yeterli beslenemeyen
annelerden dünyaya gelen bebeklerin obur oldukları dikkati
çekiyor.
Anneler ne yapabilir?
Hamile iseniz, son araştırmadan yararlanarak bebeğinizi hayata
en iyi şekilde başlatabilirsiniz. Daha sonra size minnettar
olacaklardır.
Hamilelik öncesinde hazırlık: Doktorunuz cenine zarar verecek
ilaçlardan kaçınmanıza yardımcı olabilir. Hamileliğinizi
karmaşıklaştıracak tüm rahatsızlıklarınızı ve koşullarınızı
doktorunuza anlatınız. Sinir, omuriliğin sağlıklı gelişimi için
yapraklı, yeşil sebzelerden ve portakal suyundan günde en az 400
mikrogram folik asit almalısınız.
Beslenme planı: Hamile olduğunuzda günde yaklaşık 300 fazla
kalori almalısınız. Öğünlerinizi artıramıyorsanız, ara öğünlerde
atıştırabilirsiniz.
Doğru beslenme: Bol karbonhidrat tüketin, ancak meyva, sebze, az
yağlı süt ürünleri ve yağsız et yemeyi de ihmal etmeyin.
Protein, vitamin ve mineraller içeren bu besinlerle bebeğini
kanı, kemikleri ve kasları gelişecektir.
Kilo: Normal kilodaysanız 11-16 kilo almaya çalışın. Zayıfsanız
daha çok, şişmansanız daha az kilo almalısınız. Bebeğiniz düzgün
gelişimi için fazladan besin gerekli.
İlaçlar: Alacağınız her ilaç için doktorunuza danışın. Akne
ilaçları, bazı sakinleştiriciler, ağrı kesiciler bebeği
etkileyebilir.
Kafein: Hamilelikte kan hacminiz iki misline çıktığından aşırı
kahve tüketimi susuz kalmanıza yol açabilir.
Egzersiz: Kendinizi fazla yormayın, karnınızı zorlamayın, yüzün
ve yürüyün.
Stres: Kronik ve ani stres, stres hormonunuz kortisolu artırıp
erken doğuma neden olabilir. Çalışma saatlerinizi azaltın ve
yoga kurslarına katılın. İyi uyuyun.
Emniyet kemeri: Kullanın. Kemer, iki göğüs arasından karnınızın
altından geçebilir. Rahim ve sıvısı, bebeğin bu kemerden zarar
görmesini önler.
Alkol: Hamilelikte uzak durun. Aşırı alkol, yüz, kalp
deformasyonlarına, zeki geriliğine neden olabilir.
Sigara: Derhal bırakın. Düşük kilolu bebeklerin yüzde 25'inin
annesi tiryakidir. Düşüğe ve erken doğuma da yol açabilir.
Testler: HIV, bel soğukluğu, frengi testi yaptırmaktan sakın
çekinmeyin.
Grip tehlikesi başladı
Uzmanlar, her yıl dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanı
esir alan hastalıktan korunmak için toplu yerlerde dikkatli
olunmasını, iyi, dengeli beslenmeyi ve grip hastalarından uzak
durulmasını öneriyor.
Sonbaharda başlayıp, özellikle kış aylarında milyonlarca insanı
pençesine alan "grip", bu mevsimlerde birçok insanı işinden
alıkoyuyor. Büyük iş kaybına yol açan hastalık, çok yaşlılarda
öldürücü bile olabiliyor.
Viral bir enfeksiyon olan grip, ateş, titreme, hastalık hali,
bitkinlik, baş ağrısı, şiddetli acı ve ağrılarla başlıyor. Bu
semptomlara nezle benzeri burun akması, göz sulanması ve boğaz
ağrısı gibi belirtiler de eşlik edebiliyor.
Solunum veya diğer kronik hastalığı olanlarda pnömoni (zatürree)
gibi çok ciddi durumlara da yol açabilen grip virüsü, sonbahar
ve kış aylarında etkili olmakla birlikte ilkbaharda da etkisini
sürdürebiliyor.
Grip, hastalığa yakalanmış kişinin hapşırma veya öksürme ile
havaya verdiği su damlacıklarının içindeki virüsün sağlıklı kişi
tarafından solunması ile bulaşıyor.
Su damlacıkları, iki saat boyunca havada kalabiliyor ve
hastalığı bulaştırıyor. Bu yüzden, özellikle birbirine çok yakın
çalışan iş arkadaşları veya okuldaki çocuklar, risk altında...
Yorgunluk ve güçsüzlük, daha uzun sürebilmesine rağmen, sağlıklı
bireylerde grip hastalığının semptomları, yaklaşık bir hafta
süreyle etkili oluyor.
Sonuçta, baş ağrısı, ateş, yorgunluk, bitkinlik, boğaz ağrısı
gibi sıkıntılarla boğuşan grip hastaları, işlerine gidemiyor.
Böylece, "havada asılı kalan tehlike", dünyanın dört bir yanında
kış mevsiminde büyük işgücü kaybına neden oluyor.
Ayrıca, grip, bazı özel hastalığı bulunanlar, bağışıklık sistemi
bazı hastalıklar nedeniyle bozuk olan kişiler, bebekler ve çok
yaşlılar gibi özel risk gruplarında yaşamı tehdit edici
komplikasyonlar oluşturabiliyor.
Grip hastaları, genellikle belirtiler ortaya çıkmadan bir gün
öncesinden başlayarak bir hafta sonrasına kadar virüsü
çevresindekilere bulaştırıyor.
Kimler grip tehdidi altında
İnsanların yaşamını kısıtlayan, günlerce eve hapseden ve büyük
işgücü kaybına neden olan grip, toplumun bazı kesimlerini
diğerlerinden daha fazla tehdit ediyor.
Astım, şeker, kronik solunum hastaları, yaşlılar, kalp veya
akciğer hastalığı olan kişiler, kamu görevlileri, sağlık
çalışanları, serbest çalışanlar, askerler, öğretmenler,
öğrenciler, sık olarak seyahat edenler, hac ve umreye gidenler,
grip hastalığının yüksek risk grubunda bulunuyor.
Stres, aşırı yorgunluk, beslenme yetersizliği, geçirilmiş
hastalıklar, kronik kalp ve akciğer hastalıkları, gebeliğin son
3 ayı, kalabalık ortamda bulunanlar, öğrenciler, bağışıklık
sistemi çeşitli hastalıklar dolayısıyla bozulmuş olanlar ve
salgın sırasında kalabalık yerler, grip riskinin arttığı
durumlar olarak ortaya çıkıyor.
Risk grubunda bulunanlara aşı
Uzmanlar, grip hastalığının tehditi altında bulunan kişilere,
kalabalık yerlerde dikkatli olmalarını, mümkün olduğunca bu gibi
mekanlardan ve toplu taşım araçlarından uzak durmalarını,
hastaların yanında bulunmamalarını ve beslenmelerine çok dikkat
etmelerini tavsiye ediyor.
Ayrıca, grip virüsünün "antijen" adı verilen çok küçük
bölümlerini içeren ve vücudun savunma sistemini uyaran grip
aşısı da risk grubunda bulunan kişiler için bir çözüm olarak
görülüyor.
Gribe yakalanan kişilerin bu hastalığın "pençesinden" bir an
önce kurtulabilmeleri için istirahat etmeleri ön koşul olarak
görülürken, boğaz dokusunu yumuşatarak hastayı rahatlatan
adaçayı, limonlu ıhlamur, hastalığın iyileşmesine yardımcı olan
süt ile karıştırılmış bal hekimlerin tavsiyeleri arasında yer
alıyor.
Doktorlar, ayrıca boğaz ağrısından şikayetçi olan hastalara bol
bol ılık çay ve süt içmelerini, ılık suya karıştırılmış tuzla
sık sık gargara yapmalarını da öneriyor.
KALP KRİZİ GEÇİRME KORKUSU
Panik atağın semptomlarından bazıları kalp krizi sırasında da
görülmektedir ( örneğin göğüs ağrısı) . Bu nedenle panik atak
geçiren kişinin kalp krizi geçirdiğini düşünmesi anlaşılabilir
bir durumdur. Eğer göğüs ağrısı uzun süren ve tekrarlayıcı bir
ağrı ise kalp hastalığı riskini ekarte etmek için detaylı bir
araştırma yapılması akıllı bir davranış olacaktır. Eğer herhangi
bir hastalık bulunmaz ise göğüsteki ağrının nedenin kalp krizi
kaynaklı olması çok küçük bir ihtimaldir.
Aşağıdaki bilgiler Kalp Krizi ile panik atak arasında ayrım
yapmanıza yardımcı olmak amacıyla verilmiştir.
İskemik kalp hastalıkları genç kadınlarda çok nadir
görülmektedir, genç kadınlar panik atak yaşama eğilimindedirler.
Kalp Krizi Panik atağa YOL AÇMAZ, Panik Atak da kalp krizine
neden OLMAZ.
Panik atağa eğilimli olan kişiler genellikle başka benzer
ataklar yaşamaya devam ederler. Böyle bir atakla yaşayanların
sakin bir şekilde oturup beş on dakika kadar yavaş nefes alma
eksersizleri yapmasında büyük fayda vardır. Bu esnada " daha
önce de bunu yaşadım ve kalp krizi geçirmedim, bu kez de
geçirmeyeceğim" diyerek kendilerine telkinde bulunmaları da işe
yarayabilir.
Ancak , beş on dakika kadar süren yavaş nefes alma
eksersizlerinden sonra göğüs ağrısı hala mevcutsa tıbbı
araştırma yapmakta fayda vardır.
Kalp Krizi İle Panik Atağı Birbirinden nasıl ayırt ederiz?
KALP KRİZİ
PANİK ATAK
AĞRI
Ağrı olmayabilir
Ağrı var ise genellikle baskı şeklinde hissedilir ( sanki biri
göğsünüze oturmuş gibi )
Genellikle göğüs merkezinde olmaktadır , sol kola, boyuna ve
sırta yayılabilir.
Ağrı nefes alırken ya da göğse bastırıldığında artmaz.
Ağrı inatçıdır ve 5-10 dakikadan uzun sürer.
Genellikle keskin bir ağrı şeklinde tarif edilir. )
Ağrı genellikle kalp üzerinde olma eğilimindedir. )
Nefes alıp verirken ve, göğüse bastırıldığında artar
UYUŞMA
Mevcutsa genellikle sol koldadır
Genellikle tüm bedende bulunur
KUSMA
Sıklıkla görülür
Mide bulunması olabilir ancak kusmaya az rastlanır
KALP KRİZİ ÖNLENEBİLİR
Her yıl ülkemizde onbinlerce insan kalp krizi geçirerek
kaybediliyor. Bu ölümlerden pek çoğu hayatın en verimli çağında
geliyor. Bilimsel çalışmalar belirli koşulların ve yaşam
biçimlerinin kalp krizi tehlikesini arttırdiğını, bu koşullar
değiştirilirse kalp krizlerinin de azaltılıp önlenebileceğini
ortaya koyuyor. Belirli sağlık önlemlerine dikkat edilir ve
sağlık içinde yaşamanın gerekleri alışkanlık haline getirilirse
aile içinde büyük, küçük herkesin bundan yararlanacağı tabiidir.
Özellikle çocuklara erken yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme
ve yaşama alışkanlıklarının kazandırılması onlara uzun ve
sağlıklı bir ömür hazırlayacaktır.
1.SİGARA İÇMEYİNİZ
Sigara içmeyenlerde kalp krizine rastlanması olasılığı sigara
içenlere oranla önemli ölçüde azdır. Sigara içmiş olupta
bırakanlarda da kalp krizi ihtimali gittikçe azalarak zamanla
hiç sigara içmemiş olanların durumuna yaklaşır. Sigarayı
bırakarak çocuklarınız için de örnek olunuz. Siz sigara
içmezseniz onların da sigaraya başlaması olasılığı azalır.
2.YÜKSEK TANSİYONUNUZ VARSA, TEDAVİ EDİLMELİSİNİZ
Yüksek tansiyon farkedilmez ve gereği gibi tedavi edilmezse kalp
krizi, felç ve böbrek yetersizliği (üremi) gibi öldürücü
hastalıkların gelişmesi tehlikesi çok yüksektir. Yüksek
tansiyonu normale düşürmek ve normal düzeyde devamını sağlamak
mümkündür. Bunun için yemekler ve içeceklerle alınan sodyum
miktarını azaltmak gerekir. En çok sodyum içeren madde sofra
tuzudur. Yüksek tansiyonu olan bir kimse ilaçla tedavi görüyor
olsa bile aldığı tuz miktarını azaltmalı, mutat olarak aldığı
miktarın en çok üçte birine indirmelidir. Sodyum içeren
sodalardan ve karbonat kullanımından vazgeçmelidir. Kilo fazlası
varsa kendisi için normal olan ağırlığa düşmeli ve streslerden
olabildiğince kaçınmalıdır. Bir çok kimsede sadece bu önlemlerle
tansiyon önemli ölçüde düşürülebilir. Fakat pek çok hastada
ayrıca ilaç tedavisi gerekir. Bu durumda hekimin vereceği ilacı
yine hekim kesmedikçe veya değiştirmedikçe aksatmadan
kullanılmalı ve ayrıca yukarıdaki önlemlere uyulmalıdır. Yüksek
tansiyonu olan bir kimsenin eğer içiyorsa sigarayı bırakması
herkesten daha fazla önem taşır.
3.YEMEKLERDE ALINAN KATI YAĞLAR VE KOLESTROL MİKTARI
AZALTILMALIDIR
Damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların gelişmesinde,
yemeklerle alınan katı yağların ve yağsı bir madde olan
kolesterolün rolü çok büyüktür. Katı yağlar deyince oda
sıcaklığında sıvı halde bulunmayan anlaşılmalıdır. Bunlara tip
dilinde doymuş yağlar da denilmektedir. Tereyağı katı yağlara
iyi bir örnektir.
Kırmızı et denilen koyun, kuzu, ve sığır etleri katı yağlar
içerir. Tavuk etinin derisi ve beyaz olmayan bölümleri de katı
yağdan zengindir. Sütte ve sütten yapılan yiyeceklerde değişen
miktarda katı yağ bulunur. Bazı yiyecekler de çok miktarda
kolesterol içerirler: Yumurta sarısı, beyin, böbrekler,
karaciğer gibi. Bu yiyecekler kandaki kolesterol miktarlarının
artmasına yol açar. Yüksek kolesterol ise damar sertliği ve kalp
krizi riskini arttıran önemli etkenlerden biridir.
Öte yandan “doymamış yağ “ denilen ve oda sıcaklığında sıvı
halde bulunan ayçiçeği yağı, misirözü yağı, hashas yağı gibi
yağlar kandaki kolesterol miktarlarını azaltırlar. Zeytinyağı da
bir doymamış yağ türüdür.
Katı yağlar yerine doymamış (sıvı) yağların kullanılması ve
kolesterol içerdiği bilinen yiyeceklerden kaçınılması kan
kolesterolünü belirli ölçüde düşürmeye devam eder. Bunun için
şunlar tavsiye edilebilir:
Tavuk etinin beyazına ve doymamış yağlar içerdiği bilinen balık
etine yemeklerinizde daha çok yer veriniz. Kuzu ve koyun eti
yerine yağsız dana etini tercih ediniz.
Yemeklerinizi pisirirken, sıcak olarak yenilenler de dahil, sıvı
yağları kullanınız. Günlük yağ kullanımınızın yarısı zeytinyağı,
yarısı da ayçiçeği veya mısırözü yağı gibi çok doymamış
yağlardan oluşmalıdır. Margarin türü yağlarda oda sıcaklığında
katıdırlar ve tereyağı gibidirler.
Yağı alınmış sütü ve böyle sütten yapılmış süt ürünlerini tercih
ediniz. En az yağ içeren peynir, çökelek ve sert, yağsız beyaz
peynirdir. Kaşar peyniri ve krem peynirler bol miktarda katı yağ
ve kolesterol içerirler. Kaymak ise içinde katı yağ ve
kolesterolün en fazla bulundugu besin maddelerinden biridir,
çikolatada bol miktarda kolesterol vardır. Bunlardan
kaçınılmalıdır.
Bir besin maddesinde kolesterol bulunmaması önemlidir. Fakat
katı yağ içeren bir besin, kolesterol içermezse bile kalp
hastalığı riskini arttırıcı etkiye sahiptir.
Hekiminiz başka türlüsünü önermiyorsa bir hafta içinde sadece
iki veya üç yumurta sarısı ile yetininiz. Öte yandan
istatistikler şişmanlığın yaşam süresini önemli ölçüde
azalttığını göstermektedir. Kilo fazlanız varsa normal vücut
ağırlığına erişmek için hekiminizin yardımını isteyiniz.
Çocuklarınız olması gereken kilonun üstünde ise onların da
normal vücut ağırlığı içinde büyümelerini sağlamaya çalışınız.
Şişman çocukların ileride şişman erişkinler olacağını ve
sağlıklı bir diyetin çocuklukta kazanılan alışkanlıklarla daha
kolay elde edilebildiğini unutmayınız.
Diyet düzenlemelerinin katlanılması zor katı yasaklar yerine
daha ölçülü geliştirilen ve daha devamlı olarak uyulabilen
biçimde olması için hekiminizin yardımını isteyiniz. Kalp krizi
geçirmiş olan veya kalp krizi için yüksek risk altında bulunan
kimselerde yukarıda belirtilenden daha sıkı bir diyet uygulamak
gerekebilir.
4.ŞEKER HASTALIĞINA DİKKAT
Diyabet de denilen şeker hastalığı, daha çok kilo fazlası
bulunan orta yaşlılarda görülür. Hafif olduğu durumlarda bir
kimsede yıllarca farkına varılmadan, şikayete yol açmadan
bulunabilir. Bu durumda bile şeker hastalığı, kalp hastalığı ve
diğer damar bozuklukları tehlikesini önemli ölçüde arttırır.
Belirli aralarla yapılacak genel sağlık kontrolleri diyabetin
erken dönemde teşhisini, gerektiği gibi tedavisini ve hastanın
normal, aktif bir yaşam sürmesini sağlayabilir. Hekimin
belirleyeceği ve normal vücut ağırlığını amaçlayan diyet,
sigaradan kaçınmak, varsa yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol
gibi risk etkenlerinin kontrol ve tedavisi, gelebilecek kalp ve
damar bozukluklarını büyük ölçüde önleyebilir.
5.DÜZENLİ EGZERSİZ
Bilimsel gözlemler, sakin ve hareketsiz bir günlük yaşam
sürdürenlerde kalp krizlerinin yürüme, koşma, bisiklete binme ve
yüzme gibi beden faaliyetlerini düzenli bir şekilde yapanlara
oranla daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur. Yaşınıza ve sağlık
durumunuza göre sizin için en uygun egzersiz biçiminin nasıl
olacağını hekiminiz size söyleyecektir. Kendinize uygun bir
egzersizi düzenli olarak uygulamakla, başka birçok yararları
yanında kalp sağlığınızı da koruyacağınızı hatırdan
çıkarmayınız.
6.DOĞUM KONTROL HAPLARI
Doğum kontrol haplarını kullanan kadınlarda kalp krizi
olasılığının bir ölçüde arttığı bilinmektedir. Doğum kontrol
hapları, özellikle kilo fazlası veya böbrek hastalığı bulunan
veya gebeliği sırasında tansiyonu yükselmiş ya da ailesinde
yüksek tansiyon olan kadınlarda tansiyonu yükseltebilir. Doğum
kontrol hapları ile aynı zamanda sigara kullanmak özellikle
tehlikelidir. Doğum kontrol haplarının 35 yaşından sonra
kullanılmaması daha uygundur. Bu hapları hekiminizin tavsiyesi
olmadan kullanmayınız.
7.DÜZENLİ SAĞLIK KONTROLLERİ YAPTIRINIZ
Yakın akrabalarınız içinde genç veya orta yaşlılıkta kalp
hastalığından kaybedilmiş olanlar varsa bu, ailevi bir eğilimin
olabileceği anlamına gelebilir; fakat sizin de kalp hastalığına
yakalanmanızın kaçınılmaz olduğu demek değildir. Bu durum, yaşam
biçiminiz için belirleyici olabilir. Belirli aralarla
yaptıracağınız sağlık kontrolleri ile hekiminiz kalp hastalığı
riskini azaltacak önlemleri size bildirebilir ve sağlayabilir.
KALP KRİZİ'NDE İLK YARDIM
Kalp krizi geçiren bir kişiyle karşılaşmak, ilkyardım hakkında
bilgisi olmayan herkes için sarsıcı bir deneyimdir. Öncelikle
kişinin kalp krizi geçirdiğine ikna olmak, bu nedenle en sık
karşılaşılan belirtileri ayırtetmek gerekir.
Kişinin soğuk, soluk ve nemli bir cildi varsa, bilinci kapalı
ise, şiddetli göğüs, sırt veya omuz ağrısından şikayet ediyor
ise, kaygılı ve sıkıntılı bir ruh halinde ise, tansiyonu düştüğü
için ayakta durmakta güçlük çekiyorsa, solunumu düzensizleşmiş
ve sıklaşmış, nabzı hızlanmış ise kalp krizinden şüphe
edilmelidir.
Bu durumdaki bir kişiye yaklaşım, olay yerine derhal bir sağlık
ekibi çağrılması ile beraber yürütülmelidir.
İlk olarak kişiyi sakinleştirmek, hareket etmesine izin
verilmeden bulunduğu yerde yatar pozisyona getirmek, kravat,
düğme, kemer, fular gibi aksesuarları gevşetmek veya çıkarmak,
temiz hava almasını sağlamak için etraftaki olası kalbalığı
dağıtmak iç mekanda ise pencere kapı açmak, hiçbirşey yemesine
ve içmesine izin vermemek, eğer varsa daha önceden kullandığı
veya yanında taşıdığı ilaçları dışında hiçbir ilaç vermemek
gerekir.
Kriz geçiren kişinin sağlık ekibinin ulaşması mümkün olmayan bir
yerde bulunması halinde, kişi aynı pozisyonda derhal en yakın
sağlık kurumuna taşınmalıdır. Kesinlikle yürütülmemelidir.
Kapl krizi; geçiren kişi için hayati tehlike arzeden ciddi bir
durumdur. Böyle bir durumda gerekli eğitimi almamış insanların
ilkyardım uygulamalarından olan suni solunum ve kalp msajını
uygulamaları son derece yanlıştır. Kişinin solunum ve dolaşımını
doğru bir şekilde değerlendirip gerekli uygulamayı yapmak, özel
bilgi ve beceri gerektirir.
Bu yüzden ilkyardım eğitimi almamış kişilerin olaya müdehaleye
yaklaşımları buradaki bilgilerle sınırlı kalmalıdır.
Kalp Krizi
TANIM
Kalbin durmadan kan pompalayabilmesi için, kalp kası
hücrelerinin yeterli miktarda oksijen alması ve beslenmesi
gerekir. Kalp kaslarına iki adet ana koroner damar temiz kan
götürür. Bu damarlardan biri veya damarların yan kolları
tıkandığı zaman kalp kası hücreleri yeterli miktarda oksijen
alamaz. Eğer bu durum uzun sürerse hücreler ölmeye başlar ve
kalp krizi (enfarktüs) meydana gelir.
Kalp krizi genellikle birkaç saat sürer. Kriz sırasında; nefes
darlığı, baygınlık veya bulantıdan başka hiç bir şey
hissedilmeyebilir. Bazı vakalarda ise hiçbir belirti yoktur.
Fakat çoğu kalp krizi göğüs ağrısına neden olur. Ciddi bir
krizde göğüste hissedilen ağrı, kalbi içine alan ve durmadan
kuvvetlice sıkan bir yumruk gibidir. Kalp krizinde hissedilen
ağrıyla, angina ağrısı birbirine çok benzer. Fakat kalp krizi
ağrısı uzun süre devam ederken angina ağrısı 5 dakikadan fazla
uzun sürmez.
Kalp krizi vakalarının üçte biri hastaneye ulaşamadan ölür.
Dolayısıyla geçen her dakikanın büyük önemi vardır.
BELİRTİ ve BULGULAR
Göğsün orta kısmında başlayan ve uzun süren ezici, sıkıştırıcı,
yanma tarzında ağrı. Ağrı; ense, çene, omuz veya kol gibi
kalpten uzak bölgelere yayılabilir.
Nefes darlığı, sersemlik, bulantı, titreme, terleme, nabızda
zayıflama
Deride soğuma, morarma
Baygınlık
NEDENLERİ
Kalp krizlerinin büyük bir çoğunluğu damar tıkanıklığı sonucu
gelişen koroner arter hastalığına bağlıdır. Her ne kadar kalp
krizine neden olan olaylar adım-adım kesin olarak belirlenememiş
olsa da, kalp krizinin alt yapısını hazırlayan risk faktörleri
çok iyi bilinmektedir. Bu risk faktörleri arasında aşağıdakiler
sayılabilir.
Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
Yüksek serum kolesterol seviyeleri
Şişmanlık
Sigara içmek
Hareketten uzak yaşam tarzı
Stres, aşırı duygu dalgalanmaları
Ayrıca, ailesinde kalp hastalığı hikayesi olan 50 yaş üzeri
erkekler de yüksek riskli grup içerisinde sayılabilir.
ÖZEL TETKİKLER
EKG çekilmesi
Kalbin ve koroner arterlerin anjiografi ve/veya radyoizotop
tarama gibi görüntüleme yöntemleriyle incelenmesi
Ekokardiografi yapılması
TEDAVİ
Kalp krizi geçiren bir hastanın çok acil olarak hastaneye
kaldırılması gerekir. Hastalar -eğer varsa- hastanelerin koroner
yoğun bakım ünitelerinde tedavi edilir ve en az 36 saat süreyle
gözlem altında tutulur. Tedavi işlemleri arasında aşağıdakiler
sayılabilir.
Morfin gibi güçlü ağrı kesiciler verilmesi
Nitrogliserin veya beta-adrenerjik blokerler gibi damar
genişletici ilaçların verilmesi
Pıhtı oluşumunu azaltmak için aspirin verilmesi
Kalp krizinin ilk birkaç saatinde tedaviye alınan hastalara t-PA
veya streptokinase gibi pıhtı çözücü ilaçların verilmesi
Anjioplasti veya koroner by-pass ameliyatları yapılması
kalp krizi bilgileri
Kalp krizi nedir?
Kalp içindeki bir kan damarının (koroner arter) tıkanarak kalp
kasına kan gelmesini engellediği zaman, kalp krizi denilen durum
oluşur. Bunun tıbbi adı ise miyokard enfarktüsüdür.
Nasıl ortaya çıkar?
Kalp krizi genellikle hiçbir uyarı olmadan ve herhangi bir
zamanda ortaya çıkabilir. Kalp, insan vücudunun en çok çalışan
organıdır. Yaşam boyu kalp sürekli olarak, oksijen ve hayati
besinlerle zenginleşmiş olan kanı pompalayarak, vücudun tüm
dokularına arterler ağı aracılığıyla yayılmasını sağlar. Kalbin
kendi arterler ağı vardır ve koroner arter denilen bu ağ,
oksijen içeren kanın kalbin müsküler duvarlarına taşınmasını
gerçekleştirir. Bu kan akışı engellendiğinde, kalp krizi ya da
enfarktüs denilen durum ortaya
çıkar.
Koroner arterler zaman içinde kolesterol birikimi ile oluşan
plak nedeniyle daralabilir. Arterlerin daralmasıyla kan akışı
azalır ve bunun sonucu olarak da kalp duvarlarına ulaşan oksijen
miktarı düşer. Arterlerdeki daralma sürecinin adı
aterosklerozdur. Vücudun gereksinimi olan oksijen miktarı
düştüğünde (buna iskemi denir), hayati dokularda oksijen
yetersizliği ortaya çıkar. Bu durum çaba isteyen bir işle
uğraşırken, örneğin kar kürerken, çim biçerken ya da kan basıncı
aniden yükseldiğinde görülür. İskemi süresinin uzaması doku
hasarına yol açabilir ve bu da kalp krizine neden olabilecek
kadar şiddetli olabilir. Kalp krizinin şiddeti, ne kadar kalp
kasının etkilendiğine, iskeminin süresine ve enfarktüsün
yaygınlığına bağlıdır.
Semptomlar nelerdir?
Kalp krizi geçiriyor olmanın en belirgin işareti, göğüs
ortasında şiddetli basınç ve rahatsızlık duygusudur. Ağrının çok
yoğun olması gerekmez. Bazı kişiler bunun yalnızca bir sindirim
bozukluğu olduğunu düşünerek (aslında tıbbi yardımın en gerekli
olduğu sürede), hiçbir yardım talebinde bulunmazlar. Pek çok
hasta kalp krizinin ağrısını, aşırı bir terleme ile birlikte
göğüsleri üzerinde ezici bir ağırlık şeklinde hisseder. Ağrı sol
omuz ve kola, boyun ya da çeneye, hatta pek sık olmasa bile sağ
kola da yayılabilir. Sindirim bozukluğu ya da mide yanması
duygusu ile bulantı, kusma ve nefes darlığı da yaygın olarak
görülür.
Hemen harekete geçilmelidir.
Kalp krizinin bazı semptomları görüldüğü anda harekete geçmek
çok önemlidir. İlk yapılacak iş bir ambulans çağırmak olmalıdır.
Amerikan Kalp Birliği, kalp krizinin uyarı işaretleri ortaya
çıktığı anda, hastanın aspirine karşı alerjisi ya da durumunu
riske atacak başka bir neden yoksa bir aspirin alınmasını
önermektedir. Semptomların başla- masından sonraki 1-2 saat
içinde uygulanan tedavi, kalbin göreceği hasan azaltabilir.
Kalp hastalığı olduğunu bilen hastalar hekimlerinden, acil
servise gittiklerinde bilmeleri gereken şeyleri öğrenmelidir.
Özellikle de kendisini acil servise gitmeye yöneltmesi gereken
semptomları ve ağrı özelliklerini ve hekimi ne zaman araması
gerektiğini bilmelidir. Hasta eğer hastaneye gitmeden önce
aspirin almışsa, bunu acil servis personeline bildirmelidir.
Nasıl tanı konur? .
Hemen uygulanan elektrokardiyogram (EKG), kalbin elektriksel
etkinliğini ölçer ve kaydeder. Hastanın ve kalbin durumunu ve
hemen uygulanacak en uygun tedaviyi belirlemek açısından EKG çok
önemlidir. Kalp kası hasar gördüğünde salgılanan bazı enzimlerin
düzeyini belirlemek için de kan ve idrar testleri yapılır.
Göğüs röntgeni, ekokardiyogram, stres testi ya da koroner
anjiyogram gibi diğer testler de hastanedeyken ya da daha sonra
yapılabilir.
Nasıl tedavi edilir?
Hekim, hastanın ağrısını azaltmak, kalp ritmini düzenlemek,
soluk almasını kolaylaştırmak, kan basıncını düşürmek, kalbin
daha fazla hasar görmesini engellemek ve kan pıhtısını çözmek
için ilaç tedavisi uygulayabilir.
Ağrı tedavisinde nitrogliserin, morfin ya da her ikisi birden
kullanılabilir. Nitrogliserin, kan basıncını düşürür ve kalp
çevresindeki damarları genişleterek kanın akışını artırır.
Morfin yalnızca ağrıyı kesmekle kalmayıp anksiyeteyi de
azaltırken, kan damarlarını genişletir ve böylece kan dolaşımına
yardımcı olur.
Kalp krizinin erken tedavisindeki başlıca dayanak, trombolitik
ilaçlardır. Kalp krizi geçirenlerin %90'ın- da 4-6 saat içinde
hasarlı arterde pıhtı oluşur. Ölümün önüne geçmek için en iyi
yaklaşım, pıhtı olan arterin olabildiğince hızlı bir biçimde
açılmasıdır. Günümüzde kullanılan standart trombolitik ilaç doku
tipi plazminojen aktivatörü ya da al- teplaz da denilen
t-PA'dır.
Kalp krizinden nasıl kaçınılabilir?
Aspirinin kalp krizinin tekrarını önlediğini gösteren anlamlı
klinik deneyler yapılmışsa da hekim, krizden korunmada aspirin
kullanımına hastanın özel durumuna göre karar vermelidir.
Her zaman sağlıklı seçimler yaparak yalnızca kalp krizinden
korunulabildiği gibi yaşam kalitesi de yükseltilebilir ve hatta
halihazırda var olan aterosklerozun gelişmesi de durdurulabilir.
Sigara içiyorsanız, bırakın. Kolesterolünüz yüksekse hekim ve
eczacınızla konuşarak diyet ve egzersiz planı yapın ya da
kolesterolünüzün düşmesine yardım etmesi için bunların yanı sıra
ilaç tedavisi hakkında bilgi alın. Egzersizle birlikte stres
yönetiminin koroner hastalıkları azalttığı görülmektedir. Çoğu
hastanın, hekime danıştıktan sonra haftada 3-4 kez en az 30
dakika egzersiz yapması gerekir. Kan basıncının yaşam tarzını
değiştirerek ya da
çeşitli ilaç tedavileriyle düşürülmesi, koroner hastalık gelişme
riskini anlamlı biçimde azaltmaktadır. Diyabet hastalığı
olanların kan şeker düzeyini normalde tutmaları ve sağlıklı bir
yaşam biçimini benimsemeleri kendi yararlarınadır.
1. Kalbin Fonksiyonu ve Dolaşım
2. Kalp Krizi Nedir ?
3. Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir ?
4. Kalp Krizi Açısından Kimler Risk Altındadır ?
5. Risk Altındaysanız Ne Yapmalısınız ?
6. Koroner Hastalığının Varlığını Kriz Geçirmeden
Anlayabilirmisiniz ?
7. Kalp Krizi Geçiriyorsanız Ne Yapmalısınız ?
8. Koroner Anjiyografi
9. Koroner Bypass Ameliyatları
10. Bypass Ameliyatlarından Sonra Ne Yapmalı ?
11. Kalp Kapaklarındaki Hastalıklar
12. Diğer Kalp Hastalıkları
Kalp göğüs kafesi içinde, önde ve halk arasında iman tahtası
diye bilinen sternum kemiğinin hemen arkasında yer alır. Kalp
birbirleriyle direkt ya da indirekt ilişkili 4 odacıktan
oluşmuştur. Vücutta dolaşarak oksijenini dokulara vermiş ve
dokulardan karbondioksidi almış olan kirli kan (venöz kan)
kalbin sağ kulakcığına (sağ atrium) döner. Buradan sağ karıncığa
(sağ ventrikül) geçen kan akciğerlere gönderilerek orada yeniden
oksijenle yüklenip kalbin sol kulakcığına (sol atrium) gelir.
Daha sonra sol karıncığa (sol ventrikül) gelerek buradan da
bütün vücuda tekrar gönderilir. Yukarıda izah edilen bu işlem
bir dolaşım siklusudur. Yani kalbin her atımında bu olay
gerçekleşir. Normal bir kalbin dakikada 60- 80 defa attığını
düşünürsek vücuttaki en küçük noktalara dahi kan ulaştırma gibi
oldukça zor bir görevi yıllarca başarıyla yürüten bu küçük
organın önemi bir kez daha anlaşılabilir. Kalbin bu pompa
görevini yürütebilmesi için çok özel bir adele yapısı vardır.
Vücutta başka hiçbir yerde olmayan bu adele yapısının iki temel
özelliği vardır. Birincisi yorulmama, ikincisi ise kasılma için
gerekli elektriksel uyarıyı kendi kendine oluşturma ve bu
uyarıyı bütün kalp adelesine eşit olarak iletilmesini
sağlamaktır. Bütün vücut istirahatteyken bile çalışmasına devam
eden bu organın adele sisteminin bu faaliyetlerini yürütebilmesi
için doğal olarak diğer organlardan daha fazla kan gereksinimi
vardır ve bu gereksinim KORONER DAMAR sistemi ile sağlanır.
Kalbin sağ ve sol bölümünü kanlandıran iki ana koroner damar
sistemi vardır. Koroner damar sistemiyle kalp adelesine sağlanan
kan akımında herhangi bir nedenle azalma olduğunda ANGİNA
PEKTORİS denilen şiddetli göğüs ağrıları ortaya çıkar. Kalp
adelesinin bir bölümünün kan akımının aniden kesilmesi ise KALP
KRİZİ (miyokard infarktüsü) ne neden olur. Kalpte yukarıda söz
edilen 4 odacık arasında bağlantıyı sağlayan kapaklar vardır. Bu
kapaklar kanın bir yönde akışını sağlarken ters yönde akmasına
engel olurlar. Ancak çeşitli nedenlerle bu kapakların
fonksiyonları bozulduğunda kan akımına engel olabildikleri gibi
kanı geri kaçırarak kalp fonksiyonlarında önemli bozulmalara
neden olurlar. Kalpten çıkan ana damarlar ile kalp arasında da
kapakçıklar vardır.
Kalbin fonksiyonunu rahatça yapabilmesi için yeterli miktarda
oksijene gereksinimi vardır. Kalbin içindeki kanın kalbe oksijen
taşıma açısından bir yararı yoktur. Kalbin dış yüzeyinde koroner
denilen özel damarlarla kalbin oksijen gereksinimi karşılanır.
Damar sertliği diye bilinen bu damarlar ATEROSKLEROZ ’a
hassastır. İnce damarlar olmaları münasebetiyle damar duvarında
olan yapı bozuklukları damarda yer yer darlıklara neden olur.
Normalde atardamarların iç yüzeyinden kanın şekilli
elemanlarının damar yüzeyine çökmesini ve pıhtılaşmayı
engelleyen bazı maddeler salınır. Ancak damar duvarındaki bu
yapı bozuklukları bazı kan hücrelerinin ve minerallerin damar
duvarındaki bu hasta bölgelere oturmalarına neden olur
Bu şekilde yer yer daralmalar olan bölgelerde ani bir tıkanma
olduğunda o damarın beslediği kalp dokusu kan alamaz. Yirmi
dakikadan uzun süre kan ve oksijen alamayan kalp adelesi ölmeye
başlar. Bu olaya KALP KRİZİ (miyokard infarktüsü) denir.
İnfarktüs geçiren kalp bölümü kasılma fonksiyonunu kaybeder.
Altı saat içinde infarktüs yerleşir.
Resim: Çok hasta olan damardan daha az hasta olan damara doğru
damar içindeki değişiklikler
Kalp krizi geçiren hastaların bir kısmı daha önceden ANGİNA
denilen ve kalbin kansız kalma uyarısı olan özel göğüs
ağrılarıyla daha önceden tanışmışken, bir kısmı ise kalp
hastalığını bilmeksizin aniden kalp krizi ile karşı karşıya
kalır. Kriz geçiren hastalar sıklıkla göğüslerinde sıkıcı ve
baskı tarzında bir ağrı hissederler. Bazıları ise ağrıyı “bıçak
girmesi” ya da “yanma hissi” olarak tarif eder. Genellikle ağrı
30 dakikanın üzerinde devam eder hatta saatlerce sürebilir.
Genellikle bu ağrı pozisyonla değişmez ve sıklıkla sol kola
doğru yayılır. Yayılma yukarıya, çeneye ve dişlere doğru
olabilir. Bazen ağrıya ek olarak hazımsızlık, bulantı ve kusma,
halsizlik, ağız kuruması, öksürük olabilir. Kadınlarda ağrı
biraz daha yaygın olabilir. Yaşlı ve şeker hastalığı olanlarda
bazen ağrı hissi olmaksızın sadece nefes darlığı, çarpıntı ve
hazımsızlık kalp krizinin bütün belirtileri olabilir. Bununla
beraber genç hastalarda da bazen ağrısız kalp krizleri olabilir.
Ani kalp krizleri tıptaki bütün ilerlemelere rağmen hala ANİ
ÖLÜM lerin en önemli nedenlerinden biridir.
Risk taşıyanlar :
Şişmanlar
Hipertansifler
Erkekler
Sigara içenler
Akciğer Hastalığı olanlar
Kan yağları ( özellikle kolesterolü ) yüksek olanlar.
Stresli yaşantısı olanlar
Hareketsiz Yaşantısı Olanlar
Bilinen koroner arter hastalığı olanlar.
Şeker Hastalığı Olanlar
Yüksek kan değerlerine sahip olanlar
Hormon kullananlar
Ailede kalp hastalığı hikâyesi bulunanlar
Yukarıda yazılan risk faktörlerinden özellikle birden fazlasını
taşıyanların mutlaka belli aralıklarla kalp kontrolleri
yaptırması gereklidir. Risk faktörleri belirlenen insanlarda
eğer ANGİNA denilen göğüs ağrıları yoksa ve rutin tetkikler
normalse ek olarak sadece bir EFOR TESTİ yaptırmak yeterlidir.
Efor testi normal olan insanlardan 45 yaşın altındakilerin yılda
bir, üzerindekilerin ise 6 aylık aralarla bu kontrolleri
yaptırmaları yeterlidir.Risk grubundaki hastalarda bütün
tetkikler tamamen normal olsa bile eğer çok ciddi bir sakınca
yoksa günde 300 mg. lık bir ASPİRİN kullanmaları önerilir.
Aspirin kanın şekilli elemanlarının damar duvarında çökmesine
engel olarak koruyucu bir etki gösterir. Ancak KORONER
ANJİOGRAFİ işlemi yapılmaksızın bir insanın koroner arter
hastası olup olmadığını kesin olarak söylemek olanaksızdır.
Günümüzde teknoloji bir çok olanakları tıbbın hizmetine
sokmuştur ve kalp hastalıkları konusunda anjio öncesi bir takım
değerlendirmeler yapmak olanaklıdır. Ancak kalp hastalığından
şüphelenilen bir kişide koroner anjio mutlaka yapılmalıdır.
|