ATATÜRK İLKELERİ
"Ulusumuzun aşması gereken adımlar büyüktür. Ulaşılması gereken hedefler
çoktur. Onun için birbirimize vereceğimiz işaret ileri!.. Daima ileridir."
Atatürkçülük'ün ve Atatürkçü olmanın ne olduğunu anlamak için her şeyden
önce Atatürk İlkeleri'ni ve Türk Devrimi'ni iyi bilmek gerekir. Bu ilke ve
devrimleri bilmeden, içtenlikle benimsemeden ve uygulamadan Atatürkçü
olunamaz.
Atatürk İlkelerini iki bölümde incelemek gerekir:
1. Atatürk'ün
Ulaşmak İstediği Hedef İlkeleri
Ulusal Egemenlik
Ulusal Bağımsızlık
Ulusal Birlik ve Beraberlik
Yurtta Barış - Dünyada Barış
Çağdaş Uygarlık Düzeyine Ulaşmak
Müspet Bilimin Rehberliği
2. Atatürk'ün Siyasal Sistem İlkeleri
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Laiklik
Devrimcilik
Atatürk'ün dünya görüşünü oluşturan bu "Temel İlkeler" Anayasanın güvencesi
altına alınmıştır. Atatürk'ün "Siyasal Sistem İlkeleri" ise, 1931 yılında
Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Kongresi'nde kabul edilmiş ve 5 Şubat 1937'de de
Anayasanın başlangıç maddelerinde yer almıştır.
Bu ilkeler, Atatürkçülük (Kemalizm) dediğimiz görüşün özünü oluşturmaktadır.
Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri
Atatürk İlkeleri, bir bütünü oluşturan ortak görüş ve eylemler bütünüdür. Bu
nedenle ortak özelliklerin bulunması da gerekli ve doğaldır. Bu özellikleri
şöyle sıralayabiliriz:
1. Atatürk İlkeleri Türk toplumunun gereksinimlerinden doğmuştur. Bunların
kabul edilmelerinde ve benimsenmelerinde herhangi bir dış baskı, körü körüne
bir taklitçilik ya da bir özentinin kesinlikle etkisi yoktur.
2. Bu ilkeler, yalnız sözlük anlamlarıyla kuru kuruya tanımlanamaz. Bunlar
Atatürk tarafından hem sözle hem de uygulamayla belirlenmiştir. Her birinin
anlam ve kavram yapısını Türk Ulusu'nun ruhuna, karakterine, gelenek ve
yeteneklerine uygun düşen yönleriyle değerlendirmek gerekir. Yani kısaca bu
ilkeleri, Türk'e öz niteliklere aykırı düşen anlayışlarıyla anlatmaya ve
açıklamaya kalkmak, hem bu ilkeleri hem de Atatürk'ü anlamamak olur. Bu gibi
anlatım ve açıklamalar, gereksiz ve geçersizdir.
3. Atatürk İlkelerini birbirinden çözüp ayırmaya ya da tek tek
değerlendirmeye girişmek; onları devrim hareketlerinden ayrı düşünmek büyük
yanlışlık olur. Bu ilkeler bir bütünü oluşturan öğelerdir. Sağlıklı bir
canlının organları gibi, birbirleriyle tam bir uyum içinde bağlantılıdır.
İşte bu uyum ve bütünlük Atatürkçülük dediğimiz dünya görüşünü
oluşturmuştur.