|
OLGUN İNSANIN ÖZELLİKLERİ
ALLAH, ÖFKEMİZİ YENMEMİZİ
İSTER
Öfke, insandaki kızgınlık duygusunun aşırı derecede olmasıdır.
Öfke anında insan doğru düşünemez ve normal davranamaz. Öfkesini
yenemeyen insan, pişmanlık duyabileceği davranışlarda bulunabilir.
Dinimiz öfkelenmekten sakınmamızı ister. Allah şöyle buyurur: “Allah’a
saygılı olanlar bollukta ve darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini
yutarlar ve insanları affederler…” (3/Âl-i İmrân suresi, 134) Hz.
Peygamber, öfkesini yenen kişileri pehlivan olarak nitelendirmiştir:
“Asıl pehlivan öfkelendiğinde öfkesini yenen kimsedir.” (Buharî, Edeb,
76)
Hz. Peygamber bir duygu yoğunluğu olan öfke konusunda bizleri uyarmış ve
başkalarıyla ilişkilerimizde yumuşak huylu ve sabırlı olmamızı
istemiştir. (Ebu Davut, Edeb, 4, Nu.: 4784) Ayrıca Peygamberimiz öfke
anında duygularımızı başka işlere yönelterek öfkemizi azaltabilceğimizi
belirtmiştir. “Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi
geçerse ne alâ, geçmezse uzansın.” (Ebu Davut, Edeb, 4, Nu.: 4782)
Davranışlarımızda asıl olan yumuşak huylu ve sabırlı olmaktır. İnsana
saygı göstererek ve kendimizi başkalarının yerine koyarak düşünüp ona
göre davranmak öfkeyi yatıştırıcı rol oynar. Bununla beraber öfkeli
anımızda Allah’a sığınmak ve öfkemizin geçmesi için dua etmek güzel
davranışlardandır.
ALLAH, HATASINDAN DÖNMEK İSTEYENLERE DOĞRUYU GÖSTERİR
İnsanlar yaşamları boyunca birçok iş yaparlar, birçok kişiyle de
ilişkileri olur. insanların yaptıkları işlerde ve diğer insanlarla olan
ilişkilerinde iyi ve doğru davranışları yanında hataları da olabilir.
Çünkü yapılan bir iş varsa bununla birlikte hatalar da olabilir.
Bilgisizlik, acele karar vermek, kolaycılık, insanların olayları
yeterince düşünmemeleri onları hatalara sürükleyen nedenlerden
bazılarıdır.
Önemli olan hata yapmamaya çalışmak; hata fark edildiğinde ise pişman
olup geri dönmektir.
Bir iş yaparken yapılacaklar hakkında düşünmek, yapılanlar hakkında
düşünmeyi sürdürmek ve iş bittikten sonra da yapılanları kontrol etmek
gerekir. Böyle davranmak, işimizde hata yapma oranını azaltır ve hata
varsa ondan vazgeçmemizi sağlar.
Allah Kur’anıkerim’in birçok ayetinde yaptığımız hatalardan pişman olup
dönmemizi istemekte, hatadan dönen insanlara doğruyu göstereceğini
bildirmektedir. “Ey Muhammed! Ayetlerimize inananlar sana geldiklerinde,
‘Size selâm olsun. Rabbiniz merhametli olmayı üstlenmiştir. Sizden kim
bilmeyerek bir kötülük yapar da ardından hemen tövbe eder (hatasından
döner) ve kendini düzeltirse (bilsin ki) Allah, çok esirgeyici ve
bağışlayıcıdır.’ de.” (6/ En’âm suresi, 54) Bir başka ayette de Allah
şöyle buyurur: “Kim bir kötülük işler veya kendine yazık eder de sonra
Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhametli
bulur.” (4/ Nisâ suresi, 110) “Fakat tevbe eden, iman edip iyi işler
yapan kimseye gelince, onun kurtuluşa erenler arasında olması umulur.”
(28/ Kasas suresi, 67)
Atalarımız, “Zararın neresinden dönersen kârdır.” diyerek bizi
uyarmışlardır.
İnsanın hatasından dönmesi kolay bir iş değildir. Çünkü bazen
duygularımız hatadan dönüp doğruyu bulmamıza engel olabilir. Aklımızı
kullanarak yaptığımız hatayı fark edince ondan vazgeçmeliyiz. Kusur
işlediğimiz kişiden de özür dilemeliyiz.
ZORLUKLARLA BAŞ ETMESİNİ BİLİRİM
Zorluklar yaşamımızın doğal hâlleridir. Zorluklarla kolaylıklar yan
yanadır. Allah Kur’anıkerim’de şöyle buyurur: “Elbette zorluğun yanında
bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
(94/İnşirâh suresi, 5-6) Yaşamımızda beklenmedik olaylar, acılar,
dertler, sıkıntılar olabilir. Yaşamımızda iyilikler ve kolaylıkların
yanında zorlukların olması mücadelenin, çabanın gerekliliğini gösterir.
Yaşamımızda karşılaştığımız zorluklara göğüs germek, onlarla mücadele
etmek gerekir. Hayatın sıkıntılarını aşmak için gösterdiğimiz çaba bizi
bir gün mutlu sona erdirecektir. Söz gelimi, okuyup doktor, mühendis,
öğretmen vb. olmak kolay bir şey değildir. Ancak yıllar boyu süren
öğrencilik yaşamında gösterilen sabır, çaba ve istek, sonunda bireyi
başarıya götürür.
Allah yaşamda önümüze çıkan engelleri aşmamız için başarma gücü ve
yeteneği vermiştir. Bu güç ve yetenek sayesinde birçok zorluğu
aşabiliriz. Yaşamda karşılaştığımız zorluklar karşısında paniğe
kapılmamak, başaramam endişesine düşmemek ve mücadeleden kaçmamak
gerekir. Çünkü zorluklarla mücadele etmek iradeli, kişilikli ve sağlam
karakterli insana yakışan davranıştır. Allah Kur’anıkerim’de şöyle
buyurur: “Ey inananlar! Dayanın, direnin … ve (Allah’a) saygılı olun ki
başarasınız.” (3/Âl-i İmrân suresi, 200) Yaşamda karşılaşılan zorluklar
karşısında paniklemek, başarısızlık duygusuna kapılmak ve mücadeleden
kaçmak ise iradesiz ve kişiliksiz insanların davranışlarıdır.
Güçlükler karşısında Allah’tan yardım istemeliyiz. Yüce Allah
Kur’anıkerim’de şöyle buyurur: “Allah’ım gücümüzün dışında bize bir şey
yükleme…” (2/Bakara suresi, 286)
Zorlukları aşmak bize güç kazandırır. Karşılaştığımız her türlü engeli
aşabileceğimizi düşünürüz. Kendimize olan güvenimizi taze- leriz.
Zorlukları aşmaktan sonra gelen başarı bizi daha özgür ve daha mutlu
kılar.
YAŞAM ÖYKÜSÜ
Ben iki yaşımda babasız kaldım. Bütün çocukluğum ve gençliğim korkunç
bir hastalığa karşı mücadele içinde geçti. Kimsesiz, sağlıksız, parasız
ve eğitimsizdim. Sekizinci sınıftan yukarı okul görmedim. Hastalık,
bilgisizlik ve yoksullukla boğuştum.
Aranızdaki hastalara, yoksullara, kimsesizlere sesleniyorum. Sizin
kırbaçlayıcı, koşturucu, çalıştırıcı ve yaratıcı yoksulluk gibi bir
koruyucunuz ve dostunuz var. O, sizi her türlü başarısızlık,
himayesizlik ve kültürsüzlükten koruyan bir enerji kaynağıdır. Kendinizi
sağlam, zengin ve güçlü görünüz. Öyle çalışınız. Aldanmayacaksınız.
İstediğiniz her şeyi elde edeceksiniz, sırtınız yere gelmeyecek.
Peyami SAFA
(Peyami SAFA’dan Seçmeler, s. 15-16)
DAVRANIŞLARIMDA DOĞRU BİLGİYE DAYANIRIM
Bir davranışı yapmadan veya bir sözü söylemeden önce o konuyla ilgili
doğru bilgiye sahip olmak gerekir.
Allah şöyle buyurur: “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme,
çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (17/İsrâ
suresi, 37)
Davranışlarımızda doğru bilgiye dayanmalıyız. Bazı insanlarda duyduğu
her söze inanma eğilimi vardır. Bu durum insanların zarar görmesine
neden olabilir. Allah Kur’anıkerim’de şöyle buyurur: “Ey inananlar, size
… bir adam bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa
bilmeyerek bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman
olursunuz.” (49/Hucurât suresi, 6 )
İnsanlar, yaşamlarında huzurlu, mutlu olmak ve ilerlemek istiyorlarsa
doğru bilgilere dayanan davranışlarda bulunmalıdırlar. Doğru bilgilere
dayanarak yapılan davranış bilinçli davranıştır. Bu da insana huzur ve
mutluluk getirir.
Dini öğrenmek ve başkalarına yararlı olmak için de doğru bilgiye
dayanmak gerekir. Dinde doğru bilgiye ulaşmak, dini temel kaynaklarından
doğru bir şekilde öğrenmekle gerçekleşir. Bu temel kaynaklara dayanmayan
görüşler bizi yanlışlara, tutuculuğa götürür.
ÜÇ ÖĞÜT
Adamın biri bir kuş yakalamış, kuş kendisini bırakması karşılığında ona
üç öğüt vereceğini söylemiş. Öğüdün birini adamın elinde, birini ağacın
dalında, diğerini de uçarken vereceğini belirtmiş. Adam da bu teklifi
kabul etmiş.
Kuş adamın avucunda iken birinci öğüdü söylemiş: “Her duyduğun söze
hemen inanma.” Adam kuşu bırakmış. Kuş ağacın dalına konunca ikinci
öğüdünü söylemiş: “Kaybettiğin şeye üzülme.” İkinci öğütten sonra kuş
adama şöyle seslenmiş. “Beni bırakmakla hata ettin. Çünkü benim midemde
300 gr altın var.” Bunun üzerine adam kuşu bıraktığına pişman olmuş,
dövünmüş ve kuştan üçüncü öğüdü istemiş. Kuş üçüncü öğüdü açıklamış:
“Verdiğim diğer öğütleri tuttun mu ki üçüncüsünü vereyim. Az önce ben
senin elindeydim. İyice düşünürsen 50 gr bile gelmeyeceğimi bilirsin.
Benim midemde 300 gr altın nasıl olabilir ki?” demiş ve uçup gitmiş.
GÖRGÜ KURALLARINA UYARIM
Görgü kuralları, insanlar arası ilişkilerde benimsenmesi ve uyulması
gereken kurallardır. Ancak bu kurallar, kanunlar gibi yazılı ve yasal
yaptırımlara sahip değildir; onlara uyanlar takdir edilir, uymayanlar
kınanır ve hoş karşılanmazlar.
İnsanlarla olan ilişkilerimizde görgü kurallarına uymayanları çoğu kez
“görgüsüz” olarak nitelendiririz.
İnsanların birlikte huzur içinde yaşayabilmeleri için görgü kurallarına
titizlikle uymaları gerekir. Görgü kurallarına uymamak, ilişkilerin
bozulmasına ve toplumsal değerlerin zarar görmesine neden olur. Örneğin
bu kurallara uymayanlar, insanlar tarafından sevilmez ve sayılmazlar.
Dinimizin insanlar arası ilişkilerdeki öğütleri, görgü kurallarını
içermektedir. Örneğin Allah Kur’anıkerim’de, “Ey iman edenler, kendi
evlerinizden başka evlere izin almadıkça, selâm vermedikçe girmeyin…”
(24/Nûr suresi, 27), “Güzel davranışlarda bulunun ki kurtuluşa eresiniz”
(22/ Hac suresi, 77) buyurmaktadır.
İnsanlar, toplum içinde ölçülü olmalıdırlar. Görgü kuralları bu ölçüyü
kazandırır. Bu nedenle, bu kurallara uymak toplumun huzur ve düzeni için
gereklidir.
SAVURGANLIKTAN KAÇINIRIM
Savurganlık, kişinin gereksinimle-ri dışında, yersiz ve aşırı harcamada
bu-lunmasıdır. Lüks harcamalar da savur-ganlık sayılmıştır. Savurganlığa
israf da denir.
Savurganlık denilince, hep başkalarının yaptıkları gereksiz harcamaları
düşünürüz. Hâlbuki kendimiz de bilerek veya bilmeyerek birçok
savurganlık yaparız. Örneğin defterimizden bir yaprağı gereksiz yere
koparıp atmak, kalem ve silgimizi gereksiz kullanmak, çanta ve
kitaplarımızı hor kullanmak savurganlıktır.
Savurganlık denilince, yalnız maddî şeylerin boş yere harcanması
anlaşılmamalıdır. Örneğin, öğrenci ders çalışması gereken saatlerde
televizyon seyrediyorsa, bu da zaman savurganlığıdır.
Her şeyin fazlası zarardır. Bunun için atalarımız, “Her şeyin azı karar,
çoğu zarardır.” demişlerdir.
Toplumların gelişip kalkınması her alanda ölçülü olmakla gerçekleşir.
İlerleme, olanakları iyi değerlendirmeye bağlıdır.
Kur’anıkerim’de Allah, “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz. Şüphesiz
Allah, israf edenleri sevmez.”(7/A’râf suresi, 31) buyurmaktadır. Yine
başka bir ayette “…Elindekini, avucundakini saçıp savurma.” (17/İsrâ
suresi, 26-27) demektedir.
Savurganlığın karşıtı tutumluluktur.
Savurganlıktan kaçınmanın yolu, her alanda tutumlu olmaktır. Tutumlu
olmak, elimizdekilerin değerini bilmek ve ona göre harcamaktır. Allah
şöyle buyurur: “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır,
(kaybettiklerinin) özlemini çeker durursun.” (17/ İsrâ suresi, 29)
Peygamberimiz de günlük yaşamda aşırılığa kaçmamamızı öğütlemiştir: “Beş
şey gelmeden önce, şu beş şeyin değerini biliniz: Ölümden önce yaşamın,
hastalıktan önce sağlığın, işler çoğalmadan önce boş zamanın,
ihtiyarlıktan önce gençliğin, yoksulluk gelmeden zenginliğin.” (Feyzülkadir,
2/16).
Harcamalarda ölçülü ve ilkeli olmak insanı savurganlıktan korur.
Savurganlıktan kaçınıp sade ve tutumlu bir hayat yaşamak ise insana
huzur verir. Allah, kanaatkâr ve tutumlu olanın malını, kazancını
bereketlendirir. Kazancını helâl yoldan elde eden birisi, onurlu, dürüst
ve saygın bir yaşam sürer.
İNSANLARIN HAKKI VARDIR
Bu olayı bir zenginin yanında çalışan aşçı arkadaşım anlatmıştı.
“Gazetede bir aşçının arandığı ilânını görünce verilen telefon
numarasını aradım. Telefondaki ses yaşlı bir adamın sesine benziyordu. O
gün ikindi namazında Yeni Mahalle Camisi’nde buluşabileceğimizi söyledi.
Oraya vardığımda cemaat dağılmıştı. Şık giyimli, eli yüzü düzgün, yaşı
altmış civarında bir adam oturuyordu. “Beni arayan kişi siz miydiniz?”
dedi. Ben de selâm verip yanına oturdum. “Evimiz buraya yakın, gidelim.”
dedi. Yolda anlatmaya başladı, “Senden önce birçok kişi yanımda çalıştı.
Ancak biri hariç diğerleriyle uzun süre çalışmak pek nasip olmadı. O da
geçen ay öldü. Bunun için yeni bir aşçıya gereksinimimiz oldu. Bak
yavrum! Her şeyi açık konuşmayı tercih ederim. Titiz bir adamım ben.
Evimde tahammül edemeyeceğim şey ahlâksızlık ve israftır. Buna uymayan
kişilerle bunun için çalışamadım.”
Dediklerini kabul ettim ve çalışmaya başladım. Fakat bu evde misafir
eksik olmazdı. Gelen konuklar da iyi ağırlanırdı. Ev sahibi bir gün
bana, “Bu kadar misafirin gelmesine şaşırdın değil mi? Daha öncekiler de
şaşırmışlardı. Bana hep şöyle derlerdi: ‘Hem bu kadar çok misafir
ağırlıyor hem de en ufak şeylerin bile israf edilmesinden rahatsız
oluyorsunuz’. Ben de şöyle derdim: ‘Yüce Allah bu varlığı bana emanet
olarak vermiştir. Misafire ikram etmek Allah’a ikram etmektir. Bundan
dolayı misafirin ağırlanmasında, yoksulların yedirilip giydirilmesinde
cömert davranırım. Ancak israfa gelince bana emanet edilen hiçbir şeyi
çarçur etme, boş yere harcama gibi bir yetkim yoktur. Çünkü zenginin
malında yoksulun, kimsesizin hakkının olduğunu bilirim. Onların hakkını
korumazsam Allah bunun hesabını bana sormaz mı?”
Bu yaşlı adamın evinde yıllarca çalıştım. Böylece onunla birlikte uzun
süre çalışmanın sırrını da öğrenmiş oldum.
|