|
KİTAP ADI :CANAN
KİTABIN YAZARI :PEYAMİ SAFA
1.KİTABIN KONUSU:
Romanda; o zamanki Batı’ya hayran olma modasına uyan ve sonunda gerçeği
kabullenip kendi özüne dönen, bir zamanlar aşkın gözünü kör ettiği Lâmis
ve onu her yönde kullanan, bütün iyi niyetinden faydalanan Canan
karekterleri dikkat çekmekte ve romanın hazzınnı bu iki karekter
vermektedir.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bir Çerkes kızı olan Canan,küçük yaşta esirciler tarafından satın alınır
ve saraya satılır.Sarayda güzelliği ile dikkatleri üzerine çeken
Canan,daha sonra,zengin bir aile olan Şakir Bey’lere verilir.Burada,
evin diğer çocuklarıyla beraber farklı bir muameleye tâbi tutulmadan
büyütülür,gelinlik çağına gelince de Kâzım Bey adında bir binbaşıyla
evlendirilir.Binbaşıyla beraber Edirne’ye giden Canan,kocasıyla
anlaşamayınca,tekrar İstanbul’a döner.
Dönüşü takip eden günlerde,Şakir Bey’in şirketinde çalışan Lâmis ile
tanışan Canan, kısa sürede onu kendine bağlar.Aradaki ilişkinin aşka
dönüşmesi üzerine, Lâmis beş seneden beri evli bulunduğu Bedia’dan
ayrılarak Canan ile evlenir. Lâmis’in Bedia’dan ayrılmasında Canan’ın
cazibesi kadar, Lâmis’in Bedia da dahil olmak üzere yalı çevresine
duyduğu nefretin payı da vardır. Çünkü o, Vaniköy’deki yalının yeknesak
dekoru içinde sürdürülen hayat tarzını sevmemekte, beğenmemektedir.
Lâmis ile Canan evlendikten sonra Kalamış’da bir evde otururlar.Ancak
oturdukları ev, köşke kıyasla hayli sönük bir yerdir. Canan,
evliliklerinin ilk günlerinden itibaren bu evi mesele yapar ve Lâmis’e
birtakım şikayetlerde bulunur. Lâmis’den umduğunu bulamayan, onun aylık
maaşla isteklerini karşılayamayacağını anlayan Canan,başka erkeklerle
ilişki kurmaya başlar.Lâmis karısıyla ilgili bazı sözler duysa
da,bunların dedikodudan ibaret olduğuna inanır,pek önem vermez.
Evlilikleri böyle devam ederken,bir gün ,Canan’ın annesi olduğunu iddia
eden yaşlı bir kadın çıkagelir.Ancak Canan, onu reddeder ve evden kovmak
ister.Lâmis kadına acıdığı için evde alıkoyar.Evde düzenlenen alışılmış
toplantıların birinde,Canan’ı bir erkekle gören kadın,olayı Lâmis’e
anlatır.Bunun üzerine karısından şüphelenen Lâmis,daha sonra arkadaşı
Selim ile onun gizli konuşmalarını duyar.Olayı izleyen günlerde Selim
Canan ile olan ilişkisini itiraf eder.Hatta onun sadece kendisi ile
değil,bir çok erkekle ilişkisi olduğunu söyler.Bu durum Lâmis ile Canan
arasında kavgaya sebep olur.Kavga esnasında araya giren,ancak kızı
tarafından bir kez daha reddedilen kadın,bunun üzerine kızı Canan’a
saldırır; onu öldürerek evden kaçar.
Lâmis, Canan’ın ihanetinden ve ölümünden sonra yalıya döner.Yalının
eskiye oranla daha viran olması bile, Lâmis için bir anlam ifade
etmez.Nitekim O, en büyük günahları işledikten sonra bir mabet kapısına
koşan insan gibi yalıya döner.Çünkü yalı, Kadıköy-Kalamış çevresinin
sahteliğine karşı, kaybolmayan güzelliklerin, saadet ve huzurun
mekanıdır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Tutkuların baskısıyla bir takım vaadler ve geçici hevesler peşinde
koşarak, bu uğurda bazı kutsal değerleri zedelemeyi göze alanlar,
sonuçta hüsran ve pişmanlıktan başka bir şey elde edemezler.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
LÂMİS: Hislerine ve tutkularına yenilerek, gerçekler yerine hayal alemi
ile mutluluk arayan, iyi niyet ile gerçek bir aşkı arayan, ama sonunda
hayallerden uzaklaşarak gerçekleri görebilen bir kişidir. İlk başlarda
bulunduğu şartlardan tiksinerek Batılı tarzı yaşamaya özense de ,
sonunda batının aldatıcılığını görerek güzelliği bulunduğu ortamda
aramıştır.
CANAN:Kadıköy-Kalamış çevresinin seçkin bir kadınıdır.Yaratılışı itibarı
ile mağrur ve ihtiraslı, aynı zamanda süs ve mücevher düşkünü güzel bir
kadındır. Köşke gelen hemen hemen her erkek ona kavuşmak, en azından
onunla ilişki kurmak istemektedir. Cânân, paranın vaadettiği
saltanatlara sahip olmak emeliyle bu istekleri reddetmek istemez.
BEDİA:Aslen muhafazakâr bir kadındır.Namusuna ve ailesine düşkündür. Süs
ve mücevherden hoşlanmamaktadır.
Dış görünüşe önem vermeyen, sade bir hayatı tercih eden, elindeki ile
yetinmeyi bilen birisidir.
ŞAKİR BEY:Açık görüşlü, rahat bir şekilde kendini, duygu ve
düşüncelerini ifade edebilen, geniş bir düşünür, birazcık da çok bilmiş,
kendi hayat felsefesini her zaman önde tutan birisidir.
SELİM:Entelektüel kimliği ile, diğer kahramanlarla olan ilişkisi
açısından sözcü olmaya en uygun kişidir. Her ne kadar Lâmis’e bazı
gerçekleri gösterse de, gösterme usûlündeki tutarsızlığı ve dengesizliği
ile olumsuz bir kişiliğe sahiptir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İnsanların hayatlarında vazgeçmemeleri gereken değerler vardır. Şayet
insan tutkularının, arzularının esiri olursa, bu değerleri ayaklar
altına alacak seviyeye bile gelebilir. Namus gibi… Birkaç kuruş para,
lüks yaşam, insana herşeyi unutturur. Romanda anlatılan olayı, günümüzde
sık sık magazin dergilerinde görebiliyoruz. Yazar yaklaşık bir asır
önceyi anlatıyor ama sanki değişen birşey yok. Değişen tek şey günümüz
toplumunun o zamana göre bu olayları ‘NORMAL’ karşılayabilmesidir.
Peyami Safa bu romanında; insanların para uğruna neler
yapabileceklerini, neleri göz ardı edebileceklerini, iffetlerinden
vezgeçme seviyesine kadar gelebileceklerini gözler önüne
sermektedir.Romanda Birinci Dünya Savaşı zamanından bahsedilse de,
olayların, günümüzde karşımıza çıkan olaylardan farklı olmaması ,
üzerinde önemle durulup düşünülmesi gereken noktadır.
6.KİKİTABIN YAZARI HAKKINDAKİ KISA BİLGİ:
PEYAMİ SAFA
1899'da İstanbul'da doğdu, 15 Haziran 1961'de İstanbul'da yaşamını
yitirdi. Şair İsmail Safa'nın oğlu. Düzenli bir eğitim almadı. Kendi
kendini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde
çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı.
Hayatını yazıları ile kazandı. Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir
akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini
imzasız yayınladı (1919).Ayrıca, Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3
Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de
dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son
Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerlik hizmeti
yaparken kaybedince derinden sarsıldı. Bu olaydan birkaç ay sonra
İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verildi. Fransızcayı,
gramer kitabı yazabilecek kadar öğrendi. 43 yıl hiç durmadan yazdı.
Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçiydi. Nâzım Hikmet Ran,
Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le girdiği
polemikler unutulmaz. Ölümünden hemen önce Son Havadis gazetesi
başyazarıydı. Kendince edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi"
ismiyle yayımladı. Sayıları 80'i bulan bu kitaplar içinde Cumbadan
Rumbaya (1936) romanı ve Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi
ünlüdür.Ayrıca ders
kitapları da yazdı. |