|
KİTAP ADI :DOĞUNUN LİMANLARI
KİTABIN YAZARI :AMIN MAALOUF
ÇEVİREN :ESİN TALU-ÇELİKKAN
1.KİTABIN KONUSU:
İsyan Kitabdar adlı bir kişinin yaşam hikayesi,başından geçen
olaylar,doğumundan bu zamana kadar olan herşeyi anlatmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Yazar, kitabında bir kişinin hayat hikayesini, yaşamını
anlatmaktadır. Bu kişiye 1976 haziranında metroda rastlamış ve
onu bir tarih kitabındaki resminden hatırlamıştır. Yazar bu
kişiyi yani İsyan Kitabdar’ı takip etmiştir. Kitabdar, yazara
bir sokağın nerede olduğunu sormuştur. Bu sokağın ismi “Hubert
Hughes Sokağı Direnişçi 1919-1944”tür. Kitabdar’da eski bir
direnişçidir.
Yazar, Kitabdar’ı rahat bırakmamış, onunla tanışmış ve sohbete
başlamıştır. Kitabdar, dört gün içinde Paris’teki otuz direnişçi
ismi taşıyan cadde ve sokağı gezecektir. Bir kahveye gidip
otururlar. Yazar, kitabdar’ın direnişçi olduğunu bildiği için
onun hayatını anlatmasını ister. İsyan, tüm yaşamını bu dört gün
içinde anlatacaktır. Ve anlatmaya başlar:
Eskiden bir padişah varmış. Bazı nedenlerden dolayı yerine
yeğeni tahta oturmuş ve bunun üzerine padişah odasına
kapanmıştır. Kimsenin yanına gelmesini istememektedir. Ancak
kızı İffet’i çok sevdiğini bilenler onun odaya girmesini
istemişlerdir. İffet odaya girdiğinde büyük bir çığlık
atar,babası intihar etmiştir. Bu olaydan sonra neşeli,
hoş,akıllı İffet gitmiş,yerine suskun,aklını yitirmiş bir kız
gelmiştir.
Annesi kızının iyileşmesi için deli doktoru Kitabdar’ı
çağırmıştır. Doktor iyileştirmek için Adana’daki köşküne
götürmeyi önermiş ve anneside kabul etmiştir. Ama ne var ki
günün birinde İffet hamile kalmıştır. Kitabdar’ın kuramlarına
göre çocuk doğurmanın şoku ile İffet eski haline dönebilecekti.
Nihayet çocuk doğdu ama pek bir faydası olmamıştı. Doktor çamura
bulandırılmış, herkes onun hakkında kötü şeyler söylemektedir.
Çocoğun babasız olduğunu söylenemezdi, çünkü İffet’le
nikahlanmışlardı ama artık kimse kapılarından adım atmaz
olmuştu. Doğan çocuk ise İsyan’ın babasıydı.16 yaşına girdiğinde
babası vefat etti. Ermeni olan fen öğretmeni Nubar’la aralarında
sıkı dostluk başlamıştı. Nubar’ın 10 yaşında bir kızı vardı,
Cecile. Beş yıl sonra babasının arkadaşı ile evlenirler. Babası,
Beyrut’ta bir kaşane yaptırmıştı ve oraya taşındılar. Nubar
onlarla oturmak istememiş ve mütevazi bir ev kiralamıştı. Aynı
zamanda valinin resmi fotografçısı olmuştu.
1914 yazının savaş başlamıştı. Cecile, İsyan’nın ablasına
hamileydi. İsyan, 1919’da doğmuş ve 1922 Eylülünde son çocuğu
olan Salem’i doğurmuştu. Son doğum esnasında Cecile ölmüş,evin
yeni hanımı ablası İffet olmuştu.
Babası,annesinin ölümüne neden olduğu için Salem’i hiç sevmezdi.
O da küçük yaşta hırsızlık,kavga gibi kötü suçlar işlemiş ve
hapse girmişti. Bu yüzden babası bütün ümidini İsyan’da
toplamıştı.
1936-1937 yıllarında İsyan, Bakarlaryanın 1. ve 2. sınavlaında
ülkenin en iyi notunu almıştı. Babasından Montpellier tıp
fakültesine gitmek için izin aldı ve temmuz sonunda gemi ile
Marsilya’ya gitti. Oradan trenle Montpellier’e geçti. Burada bir
ev kiralamış ve ev sahibeside Madam Berroy idi. Fakültede çok
çalıştığı için ismi kısa zamanda ineğe çıkmıştı.
Bir akşam Bertnard isimli bir adamla tanıştılar. Bertnard o
zamanın öncü direnişçilerindendi. İsyan’ın düşünceleri
beğenisini kazanmış,onu direnişçi saflarına katmak istiyordu. Bu
bir örgüttü, özgürlük örgütü. Ona bazı kağıtlar verdi,okumasını
ve sonrada dağıtmasını söyledi. O da artık bir direnişçi olmuştu
ve bu savaştaki ismi Bakü’ydü. Bu sistem böyle bir yıl devam
etti.
Günün birinde bir jandarmanın oturduğu binaya girdiğini görmüş
ve oradan uzaklaşmıştı. Bir ay önce kaldığı bir örgüt evine
gitmişti. Burada bir çift ve yanlarında bir kız vardı. Kız çok
hoşuna gitmişti ve ismi Clara idi. O gece geç vakte kadar sohbet
ettiler. Ertesi sabah kerkes kendi yoluna ayrılmıştı. Clara’da
bir direnişçiydi. Bakü örgütte çok başarılı olmuş artık önemli
görevlerde yer almaktaydı.
Bir gün savaş başlamış ve nihayet kurtuluşa ulaşılmıştı. Daha
sonra İsyan Montpellier’e geri dönmüş ve Madam Berroy’ı görmeye
gitmişti. O yokken olanlar hakkında bilgi edinmiş ve kendinin
yani Bakü’nün çok ünlü biri olduğunu anlamıştı. Herkes onu bir
kahraman gibi görmekteydi. Ertesi gün gemi ile Beyrut’a
dönmüştü. Limanda büyük bir kalabalık onu bekliyordu. Herkes onu
alkışlıyor,sevinçlerini gösteriyorlardı. Oradan babasıyla
birlikte eve döndüler. İsyan diğerlerinin nerede olduğunu
sormuştu. Nubar ve büyükannesi Amerika’ya gitmiş, ablası ise
Mısırlı Mahmut’la evlenip oraya gitmişti. Kardeşi Salem zaten
onbeş yıl hapse atılmıştı. Babası yaşlı kaçık annesiyle evde
yalnız kalmıştı. Geldiğinden on gün sonra büyükannesi İffet
vefat etmiş ve defin töreninin bir padişah kızına yapıldığı
unutulmamışdı.
Definin ertesi günü Clara, İsyan’ın yanına gelmişti. Beraber
bahçeye çıkıp konuştular. Clara,Hayfa’ya gidiyormuş ve vapuru
Beyrut Limanı’na demir atmıştı. Dayısıyla birliktelerdi ve
limanın karşısındaki otelde kalıyorlardı. Bir süre daha sohbet
ettiler ve Clara ayrıldı. İsyan onu bir daha görememe korkusu
içindeydi. Ertesi günü bir taksiye atlayarak Clara’nın yanına
gitti. Ona “bana yaz”demişti ve adresini vermişti. Clara da
İsyan’ın dudağına bir öpücük kondurarak otele doğru koşmaya
başlamıştı.
İki ay sonra Clara mektup atmıştı. Mektubunda Arap-Yahudi
kavgalarını sona erdirmek için çabaladığı yazılıydı. Bu arada
Kitabdar’da konferanslar vererek yaşadığı maceraları
anlatıyordu. Çeşitli semtlerden, kentlerden ve köylerden
çağrılar geliyordu. Bu sayede tüm ülkede tanınan biri olmuştu.
Bir gün konferanslarından birinde Clara’yı gördü ve konferansı
kısa kesdi. Clara’yı babasıyla tanıştırdı. Clara bir
konferansını dinlemek istemişti ve konferansında hayatını
anlatmasını istiyordu. Kabul etti ama heyecanlanmamak için
Clara’dan bakmamasını istemişti. Konferansa başladığında
hayatını değil Clara’ya olan sevgisininde bahsediyordu. Ve
Clara’ya evlenme teklif etti. Clara’da bir süre bekledikten
sonra evet yanıtını verdi.
Evliliklerinin nasıl olacağını düşünmeye başladılar. Beyrut’ta
resmi nikah yoktu bu yüzden Fransa’ya gitmeye karar verdiler ve
gerekli evrakları hazırlamak için ayrıldılar. 20 Haziran’da,
Paris’te, Horloge Rıhtımı’nda öğlen buluşacaklardı.Bu yerin
Horloge Rıhtımı olması nedeni eski bir hikayede iki sevgilinin
orada buluşmalarıydı.O gün buluştular ve evlendiler.Sonra
Beyrut’a geri döndüler.Döndükten sonra kitabdar malikanesinde
büyük bir şölen verildi,mutlu bir yaşam başlıyordu.Ta ki genel
af ilanı ile kardeşinin eve dönmesine kadar…Bu olaydan sonra
Clara ile İsyan Hafya’ya gitmeye karar verdiler,orada mutlu bir
yaşama başladılar ve Clara hamileydi.
Birgün Kahire’den yani ablasından bir telgraf geldi.Babasının
hasta olduğu yazmaktaydı ve İsyan derhal Beyrut’a hareket etti,Clara’sız.
Babası felç geçirmiş ve birkaç ay sonra vefat etmiştir. Ablası
daha sonra Kahire’ye geri dönmüştür. Babasının ölümü ile İsyan
rahatsızlanmış ve ruhsal dengesi bozulmaya başlamıştır. Bir tane
kız çocuğu olduğu haberi mektupla kendisine gelmişti. İsmini
Kitabdar’ın istediği gibi Nadya koymuşlardı.Mektupta birde
kızının fotoğrafı vardı. Aynı zamanda İsrail-Arap Savaşı patlak
verdiği için Hafya’yada gidememektedir. Kardeşi Salem İsyan’nın
bu halinden yararlanarak mirasa konmak istemiş ve İsyan’ı
Dr.Dawwab’ın kliniğine göndermişti.Burada zengin ailelerin
deliren hastaları yer almaktadır. Her sabah hastalara yüksek
dozajda uyuşturucu madde veriliyor ve herkes ruh gibi
ortalıklarda dolaşıyordu. Bu yüzden zor ve yavaş
konuşuyor,yürüyor ve kitap okuyordu.Bertnard İsyan’ı ziyarete
gelmiş onun bu haline çok üzülmüştür. Ayrılırken Bertnard’a sağ
iç cebindeki kızının fotoğrafını göstermiş ama Bertnard bunun
bir yardım çağrısı olduğunu anlamamıştı.İsyan’ın oradan kurtulup
normal yaşama dönmek istediğini anlamamıştı.
Kitabdar yaşamadan iyice sıkılmış ve artık ölmek istiyordu. İş
bu haldeyken kararını değiştirecek bir olay gerçekleşti. Kızı
Nadya üniversiteye yazılmak için Paris’e gelmişti.Clara,Nadya’dan
Bertnard’ı görmesini istemiştir.Bertnard’ın yanına gittiğinde
babasının durumunu öğrenmiş ve özellikle fotoğraf hikayesi
Nadya’nın çok ilgisini çekmişti. Babasını oradan kurtarma
savaşına başlayacaktı. Oda arkadaşı Christine Paris’in en büyük
kuyumcularından birinin kızıydı. Nadya,kimlikleri değiştirmeyi
teklif etmiş ve Christine kabul etmişti.Christine’nin
pasaportundaki resmi çıkarıp Nadya’nın kini taktılar.Artık kimse
Nadya’dan şüphelenmeyecekti.Nihayet 1968’de uçakla doğuya
hareket etti.Beyrut’a geldiğinin ertesi günü Dr.Dawwab’ın
kliniğine gitti.Doktor para düşkünü olduğu için onu hoş
karşılamıştı.Nadya ise babasının sorunları olduğunu ve uygun bir
yer aradığını söylemişti.Beraber kliniği gezmeye başladılar.Nadya
hastaların olduğu odaya geldiğinde Kitabdar kitap
okumaktaydı.Bir vesile ile onunla muhabbet etmiş ona bir kitap
vermişti.Bu sırada Kitabdar kitabı açtığında yazarın isminin
yukarısında “Nadya K.” yazılıydı ve kızı olduğunu anlamıştı.Ama
durumu fark ettirmemek için sesini çıkarmıyordu.Nadya gittikten
sonra hemen mektubu okumuş ve kendi için savaş verdiğini
anlamıştı.
Yaşama bağlılığı artmış ve ona yardım etmek istiyordu. Öncelikle
ilaçların dozunu azalmaya başladı. Nadya klinikten sonra
Bertnard’ın yanına gidip olanları anlatmıştı.Berdnard babasını
oradan çıkarmanın bir faydası olmadığını söylemiş ve Nadya
oradan ayrılmıştı.Nadya genç bir adamla tanışımış onunla
evlenmiş ve Brezilya’ya gitmişlerdi. Burada hamile
kalmıştı.Doğacak çocuğun adını Bakü koycak ve babasını böylece
yaşatacaktı.Bu sırada çatışmalar tekrar başlamış, silah sesleri
kliniğe kadar gelmekteydi.Dr.Dawwab ve elemanlar orayı terk edip
kaçmışlardı. Sabah olunca Kitabdar “gidiyorum”diyerek oradan
ayrıldı. Başkente gidiyordu ve vardığında Fransız
Büyükelçiliğine gitti. Burada onu Bertnard’ın yanına götürdüler.Bertnard,
Clara’dan söz etmek istemiş ama Kitabdar lafını keserek sadece
adresini istemişti.Clara’ya mektup yazıp,randevu
vermişti.Buluşma zamanını düşünmüş ve 20 Haziran öğle vakti,Horloge
rıhtımı yazmıştı.Evet yarın 20 Haziran’dı ve dördüncü gün
bitmişti.
Yazar rıhtımın karşısından dürbünle oraya bakıyor, yavaş yavaş
köprüye doğru ilerliyor ve ortasında duruyor.Az sonra kır saçlı
bir kadın İsyan’a doğru yaklaşıyor ve birbirlerine
sarılıyorlar,ağlıyorlar. “El ele mi gidecekler yoksa herbiri
kendini yoluna mı?”diye merak ediyor. Ama bu kadarının yeterli
olduğunu,uzaklaşması gerektiğini düşünüyor.
Yoldan geçenler var,durmuş onlara
bakıyorlar,meraklı,duygulanmış.Ama ben onlara aynı biçimde
bakamam;ben yoldan geçen biri değilim ki…
3.ANAFİKİR :
Bu Dünya’da insanın başına hergün değişik olaylar gelebilir.
Bunlara hazırlıklı olmak ve gerekirse savaşmak kendimize
yapacağımız en büyük iyilik olur.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İSYAN KİTABDAR: Hayatını anlatan kişidir. Yardımsever ve
görevinde başarılı olmuş bir direnişçidir. Girişken ve verdiği
savaştan dönmeyen bir kişidir.
İFFET:İsyan’ın büyükannesidir. Padişah kızıdır ama babasının
ölümünden sonra ruhsal dengesi bozulmuştur.
DR.KİTABDAR:İsyan’ın babasıdır. İffet’i iyileştirmek için çaba
göstermiş vefakar bir insdandır.
NUBAR:Ermeni fen öğretmenidir. Yenilikçi ve Dr. Kitabdar gibi
medeni bir insandır.
CECİLE: İsyan Kitabdar’ın annesi ve Nubar’ın kızıdır. Son çocuğu
olan Salem’ı doğururken ölmüştür.
İFFET:Cecile’nin kızı ve İsyan’ın ablasıdır. Annesinin ölümü ile
evin yeni hanımı olmuştur. Mısırlı Mahmut’la evlenmiş ve mutlu
bir yaşam yaşamıştır.
SALEM:cecile’nin oğlu ve İsyan’ın kerdeşidir. Annesinin ölümüne
sebep olmuştur. Aile yapısından farklı bir yapıya sahiptir ve
küçük yaşta kötü alışkanlıklar kazanmıştır.
BERTNARD: İleri ve öncü bir direnişçidir. İsyan’la araları çok
iyidir. Savaşını sonuna kadar sürdüren bir insandır.
CLARA: Bir direnişçi ve İsyan’ın karısıdır. Çok güzel ve çekici
bir kızdır. Nadya isimli bir kızı vardır.
MADAM BERROY: İsyan’ın Montpiller’deki kiraladığı evin
sahibesidir.
NADYA: İsyan’ın ve Clara’nın kızıdır. Babası gibi girişken ve
korkusuz bir kızdır.
DR.DAWWAB: Zengin ailelerin deliren kişilerine bakan ,cimri para
göz bir insandır. Kendinden başka kimseyi düşünmemektedir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Gerçekten çok ilginç ve etkileyici bir kitap. Ben sık sık kitap
okumayan biriyim ama bu kitabı severek okudum. Çünkü bir sonraki
olayda ne olacağını merak ediyordum. Bu kitabın çabuk ve sık sık
okunmasını sağlıyor. Merakımdan dolayı gecelere kadar kitabı
okudum. Bütün arkadaşlarıma da bu kitabı okumalarında tavsiyede
bulundum.
6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGi:
Amin Maalouf. 1949’da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan
sonra gazeteciliğe başladı;1976’dan beri Paris’te yaşıyor.
Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış
olan Maalouf, bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya
ayırmaktadır.
Yapıtlarında çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi
kültürlerinin söylencelerini başarıyla işleyen Maalouf, ilk
kitabı Les Croisades vues par les Arabes(1983,Arapların Gözüyle
Haçlılar) ile tanındı ve bu kitabın çevrildiği dillerde de büyük
bir başarı kazandı. 1986’da yayımlanan ve aynı yıl Fransız-Arap
Dostluk Ödülü’nü kazanan ikinci kitabı (ilk romanı) Leon
I’Africain (Afrikalı Leo) ise bugün bir “klasik” kabul
edilmektedir.
Maalouf’un 1988’de yayımlanan ikinci romanı Samarcande (Semerkant)
da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Maalouf’un
sonraki kitapları yine romandı:Les Jardins de lumiere (1991,
Işık Bahçeleri) ve Le Premier Siecle apres Beatrice (1992,
Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl). |