|
KİTAP ADI
: ERİKLER ÇİCEK AÇTI
Kitabın Yazarı : ESAT MAHMUT KARAKURT
1.Kitabın Konusu :
Orhan Bey isminde birisinin, Hong Kong’a giderken uçakta yaşadıklarını
ve Çinde birbirini tam manasıyla tanımayan iki insan arasındaki sevgiyi
anlatıyor.
2.Kitabın Özeti :
1951 senesinin bir ilkbahar gecesinde İstanbul’da bardaktan
boşalırcasına yağan yağmur, İstanbul’u sanki Nuh’un gemisi gibi kendi
kaderine bırakmış bir şehir yapmıştı. Çünkü;dışarıda bir siyah arabadan
başka kimse yoktu. Ve bu otomobil bu fırtınaya rağmen Yeşilköy
havaalanına gider. İçinden zarif,yakışıklı bir beyefendi iner. İsminden
başka hiçbir bilgiye sahip olmadığımız bu kişi Hong Konğ’a gitmekte olan
Pan Amerikan uçağına biner. Fakat; kendi koltuğunda başka birinin
oturduğu fark eder ama bayanla yüz yüze gelince söyleyeceklerini unutur,
ve “rahatsız olmayın siz” der. Bayan o kadar gizemli bir kişiliğe sahip
ki Orhan Bey ile konuşmamak için adeta savaşıyordu. İçinde seksen kişiyi
taşıyan Pan Amerikan uçağı üç saat sonra Şama iniş yapacaktır. Orhan Bey
uçak havalandıktan sonra bayanla az da olsa konuşma fırsatı bulur. Ve
isminin Madelena olduğunu zor da olsa öğrenir. Orhan Bey her geçen saat
bayana daha da çok ilgi göstermeye başlar. Bunun farkına varan bayan
Orhan Beyin bu ilgi ve alakasından rahatsız olduğunu söyler. Bunu duyan
Orhan Bey çok şaşırır. Birkaç saat sonra uçak Şama iner. Fakat
dışarıdaki fırtınanın kuvvetli olmasından dolayı yolcuların bu geceyi
Şam da geçirmeleri gerekmektedir. Uçaktaki bütün yolcular Grand Palas
Otelde kendileri için ayrılmış odalarında kalmak için uçaktan çoktan
ayrılmışlardı fakat; Orhan Bey ve Madelena hala uçaktan inmemişlerdi.
Çünkü; Madelena uçaktan hiç inmek istemiyordu. Orhan Beyin ısrar
etmesine rağmen bayan uçaktan inmez ve Orhan Bey, bayanın uçakta kalmak
isteyişinin nedenini bir türlü anlayamamıştır. Bu sırada uçağa Amerikalı
hostes girer, ve uçağın kontrolden geçeceğini söyler. Bunu duyan
Madelena zorda olsa ikna edilir. Orhan Bey uçaktan çıkar ama Madelena
hala uçaktan çıkmamıştır. endişelenen Orhan Bey uçağa tekrar girer ve
Medelena’ya sorar “Neden gel miyorsun?” diye. Madelena “Ben tek başıma
çıkamam” der. Orhan Bey bayanın ne demek istediğini anlamaz ve
şaşkınlığını gizleyemez. Madelena ben yürüyemem, çünkü; “topalım” der.
Orhan Bey büyük bir şok geçirmiştir. Çünkü; bu kadar güzel bir bayanın
topal olduğunu aklına hiç getirmemişti. Buna rağmen, bayanı kucağında
uçaktan indirir. Gümrük kapısına geldiğinde, Madelena “Çantamı unuttum”
der. Buna karşılık Orhan Bey koşarak uçağa gider ve çantayı
getirdiğinde, Madelena “çantanın içinde bir paket var onu kendi çantanın
içine koy lütfen” der. Orhan Bey de paketi kendi çantasına koyar ve
gümrük kapısından geçerler. Madelena geçerken birtakım sorularla
karşılaşır. Fakat; Orhan Bey geçerken hiçbir şey sorulmaz ve bayan
hayretler içinde kalır. Daha sonra bir taksi ile otele giderler ve
kendileri için ayrılmış odalara çekilirler. Gece yarısı Orhan Beyin
kapısı çalınır ve içeri Madelena girer, fakat; üzerinde yalnızca bir
gecelik vardır. Orhan Bey çok şaşırır ama o şaşkınlığını gizler. Geceyi
beraber geçirirler. Sabahın ilk ışıkları cama yansıdığı vakit kapı
tekrar çalınır ve içeriye eli silahlı üç polis girer. Girdiklerinde
Orhan Beye, Madelena’nın bir esrar tüccarı olduklarını söylerler ama
Orhan Bey inanmaz. Polisler inanmıyorsanız size verdiği çantaya bakın
der. Ve çantayı açtıklarında içinden esrar çıkar, Orhan bey büyük bir
şok geçirmiştir. Çünkü geceyi beraber geçirdiği kadın bir esrar
tüccarıydı. Saatinin geldiğinin farkına varan Orhan Bey aceleyle
havaalanına gider ve uçağa biner. Uçak bir gece Hindistanda ve bir
gecede Siyadda kaldıktan sonra Hong Kong’a varır. Uçak iner inmez bir
İngiliz Teğmeni Orhan Beyin yanına gelir ve Türk Genelkurmayına ait
Binbaşı Orhan Sümer ile mi müşerref oluyorum der ve Orhan Beyi
Komutanlığa götürür. Komutanlığın başındaki İngiliz albayı, Orhan Beyin
görevini anlatır ve Hong Kong’da gizli bir Komünist Teşkilatının da
olduğunu söyler. Orhan Bey çok yorgun olduğu için kendisi için ayrılmış
olan otele gider. Biraz dinlendikten sonra otelin salonuna iner ve
indiğinde büyük bir partinin olduğunu görür. Bir masaya oturur ve karşı
masada bir bayan ilgisini çeker ve garsona o bayanın kim olduğunu sorar.
Garson Guvalançin “O bayanın Çin’in en zengin ve en güzel bayanı Madam
Çing Çung olduğunu söyler.” Yanındaki yaşlı adamın kim olduğunu sorunca
onun da Madam Çing Çung’un kocası Him Him Çing Çung olduğunu söyler.
Orhan Bey bunu duyunca çok şaşırır. Çünkü; güzel bir bayan nasıl olurda
elli yaşında bir yaşlıyla beraber olur. Orhan Bey Madam ile tanışmak
ister ama Guvalançin bunun çok tehlikeli olduğunu söyler Orhan Beye. Ama
o hiç aldırış etmeden bayanı dansa kaldırmak için kocasından izin alır.
Bay Çing Çung hangi cesaretle geldiğini bilmeyen Orhan Beye sinirli bir
tavır ile bakarak ona bir şeyler söyler. Orhan Bey inat eder ve dans
etmek ister, kocasının sinirlendiğini gören Madam daha fazla kargaşa
çıkmaması için Orhan Bey ile dans eder. Ve dans ederken Madamla
tanışırlar. Uzun bir danstan sonra Madam, Orhan Beye şöyle der. “Beni
bir daha nerede görürseniz görün başınızı başka bir tarafa çevirin.”
Orhan Bey bu söze karşılı hiç bir şey söylemeden odasına çekilir. Bu
sırada Orhan bey eksiksiz olarak Komutanlığa gider ve Komünist Teşkilatı
hakkında güncel bilgileri alırdı. Bir hafta sonra Çinli bir kız, Orhan
Beyin odasına gelir. Kendisini Madam Çing Çung’un gönderdiğini söyler ve
Orhan Beyi Madamın köşküne götürür. Beraber uzunca konuşurlar bu
konuşmadan sonra Madam da Orhan Beyden oldukça etkilenir ve onu yarınki,
Güneş Dağının eteğindeki Papakora Mağarasında yapılacak “Erikler Çiçek
Açtı Ayinine” davet eder. Orhan Bey güneş doğmadan Madamın dediği
mağaraya gider. Mağaranın önüne geldiğinde on dört başlı on dört insan
boylu, korkunç Papakora Heykellerini görür ve içeriden birtakım seslerin
geldiğini duyunca içeri girer. İçeride hepsi anadan doğma çıplak on
sekiz yaşında, çekik gözlü, bakır renkli siyam bakirelerini ve yine
bakireler gibi genç oğlanlarda onlar gibi anadan doğma çıplaklardı.
Kemik siyah borular çalınınca, Budanın karşısındaki havuzun başına
dizilirler ve Madam Çing Çung Budanın yanından çıkıp gelir. Ve elindeki
erik dalını havuzun içine atar. Madamın atması ile beraber çıplak
siyamlı bakireler ve oğlanlar aynı anda havuza atlarlar ve böylece
vücutlarının beslendiğini zannederlerdi. Ayin bittikten sonra Madam Çing
Çung, Orhan Beye mağarayı gezdirir. Bu gezme esnasında uzunca konuşurlar
ve her geçen saat birbirlerine daha çok ilgi gösterirlerdi. Orhan Bey
otele döner ve çok yorgun olduğu için hemen yatar. Sabah olunca
Komutanlığa gider. Albay Thomson’un aldığı ve Türk Genelkurmayından
gelen telgrafın şifresini çözmeye uğraşır. Telgrafı çözdükten sonra
Albaya “ on iki Türk Kurmayı akşam saat altıda Hong Konga hareket
edeceklermiş” der. Ve Albay bunun üzerine Türk Kurmaylarını getirecek
uçağın buraya kadar avcı uçakları ile korunacağını söyler. Orhan Bey de
bunları İstanbul’a bildirir. Komutanlıkta işler ilerlerken,
Komünistlerde yapacakları işleri gizliden gizliye planlıyorlardı. Hong
Konga gelecek uçak hakkında da bilgi edinmişlerdi. Çin’deki Komünist
Teşkilatın başında da Pavlof isminde azılı bir Komünist vardı. Üyeleri
arasında Bay ve Bayan Çing Çung da vardı. Ayni zamanda onlarda birer
azılı komünistti. Teşkilat toplantılarını gece yarıları yapıyor ve
arkalarında hiçbir iz bırakmıyorlardı. Aldıkları bilgide Orhan Beyin bir
deri tüccarı olmadığını ve Türk Binbaşısı olduğu da vardı. Ayrıca bunu
öğrendikten sonra da Orhan Beyi gizliden gizliye izlemeye başlamışlardı.
Bir gün sonra İngiliz Teğmeni Orhan Beyin odasına gelir ve hemen
Komutanlığa götürür. Oradan da Askeri Havaalanına giderler Albay Thomson
ile birlikte. Çünkü İstanbul dan gelen uçağı karşılayacaklardı. Gelen
Türk Heyeti de aynı görev için gelmişti ve burada üç gün kaldıktan sonra
Orhan Beyde olmak üzere içinde İngiliz ve Amerikalı subaylar ile Tokyoya
gideceklerdi. Hong Kongtaki son gecesini İstanbul dan gelen, devre
arkadaşı bir Yüzbaşı ile Çinli bir kızın lokantasında geçirdiler. Akşam
geç saatlere kadar eğlendiler ve gece yarısı otele gider ve erkenden
uyur. Çünkü; sabah saat altı da uçağa bineceklerdi. Bunun üzerine
Komünistler dağ evinde tekrar buluştular ve Pavlof sözüne yarın bizim
zaferimiz olacak diye başlar. Diğer üyeler Pavlof’un ne demek istediğini
anlamazlar ve ona sorarlar. Pavlof tekrar söze başlar. Yarın saat altıda
Tokyoya gidecek olan Türk,İngiliz ve Amerikalı subaylardan oluşan otuz
altı kişi, Koreye geçerek kuvvetlerimizle mücadeleye girip
birliklerimizi dağıtacaklardı ama muvaffak olamayacaklar der. Çünkü;
yarın saat altıda Tokyoya hareket eden ve içinde Binbaşı Orhan Beyinde
bulunduğu uçağın içine Rus bombası koyduk ve hareket saatinden on dakika
sonra patlayacak der. Üyeler oldukça sevinmişlerdi ama Madam Çing Çung
ise diğer üyelere belli etmiyordu ama içi kahroluyordu. Çünkü; Orhan
Beyi gerçekten seviyordu artık. Toplantı bittikten sonra Madam Çing Çung
gizlice Orhan Beyin kaldığı otele gider ve onu otelin görevlisi ile
dışarı çağırır. Orhan Bey kendisi ile bu saatte kimin, ne konuşacağını
çok merak eder ve aşağı iner. Otelin karşısında duran arabanın yanına
yaklaşınca içindekinin Madam Çing Çung olduğunu görünce çok şaşırır ve
aynı zamanda çok sevinir. Çünkü; sevdiği kadını Tokyoya gitmeden önce
son bir defa görme fırsatı bulmuştu. Madam Çing Çung, Orhan Beyi ayinin
yapıldığı mağaraya götürür. Son bir defa güzelce vakit geçirirler. Orhan
Bey saatin geç olduğunu ve aynı zamanda yarın Tokyoya gideceğini söyler.
Madam bunu duyunca Orhan Beyi gitmemesi için ikna etmeye çalışır ama
başaramaz. Ve sevdiği adama uzun uzun baktıktan sonra son bir defa daha
öptü, çünkü; bir daha belki hiç göremeyeceklerdi. Madamın, Orhan Beyi
içten öpüşü ve ona sizi bütün kalbimle ve bütün varlığımla deli gibi
seviyorum demesi, içinde küçükte olsa şüphe beslemesine neden oldu.
Çünkü; bir zamanlar beni bir daha gördüğünde başını başka tarafa çevir
diyen kadın şimdi ise onu sevdiğini söylüyordu ama yine de gitmeye karar
vermişti. Ve geç saatte oradan ayrılıp otele geldi. Ertesi gün saat
altıda bütün subaylar Askeri Havaalanına iştirak ettiler. Albay Thomson
subaylar ile veda ettikten sonra, bunları Tokyoya götürecek E16 uçağı
hareket etmeye başlar ve tam bu sırada uçağa doğru yaklaşan spor bir
arabanın kendilerine hızla yaklaştığını gören pilot uçağı durdurur.
Bütün subaylar panik içindeyken arabanın içinden bir bayan “uçaktan
inin, uçakta bomba var” demesi havaalanını birbirine kattı ve bütün
subaylar uçaktan çıktı. Araba hızla pisti terk ederken arabanın içindeki
bayanla Orhan Bey bir anda olsa göz göze gelir ve bayan Orhan Beye
allahaısmarladık Orhan Bey der ve oradan uzaklaşır. Peşinden İngiliz
askerleri takip etmesine rağmen Madam Çing Çungu bulamazlar. Orhan Bey
büyük bir sıkıntı içine girer. Madam uzunca kaçmadan sonra Pavlof’un
adamları tarafından yakalanır ve eskiden toplandıkları yere getirirler.
Önce Madamın kocasını sorguya çekerler daha sonrada bayan Çing Çungu
sorguya çekerler. Pavlov Madama “Vatana ihanet yüzünden idam
edileceğini” söyler. Ama Madam bunu kabul etmez çünkü diğer üyelerinde
bildiği gibi bayan Çing Çung çinli değil Türkmenistanlı bir Türk dür.
Ayrıca Madama “ Ben vatanıma ihanet etmedim aksine Türk askerlerinin
kurtulmasını sağladım” der. Pavlof ikisini Çin yasalarına göre yarın
güneş çıkmadan idam ettirecekti. Bu sırada İngiliz askerleri
çalışmalarını hızlandırmışlar ve Komünist Teşkilatının Merkezinin olan
Güneş Dağında olduğunu öğrenmişlerdi. Ve iyi bir operasyonla yarın saat
beşte baskın yapacaklardı. Sabah güneş doğmadan Bay ve Bayan Çing Çung
idam edilmek üzere Teşkilatın Merkezine götürülür. Önce Bay Çing Çung
çıplak ayakla beş kişiden oluşan ateş mangasının önüne gelir ve
Pavlof’un ateş demesiyle onu Bayan Çing Çung’un karşısında idam ederler.
Sıra Bayan Çing Çunga gelir. Madam çıplak ayakla manganı karşısına geçer
ve gözlerinin kapanmasını ister. Pavlof onun son sözünü yerine getirir
ve manga tam ateş edecekken İngiliz askerleri baskın yaparlar ve oradaki
herkesi tutuklayıp götürürler. İngiliz mahkemelerince yargılanan kişi,
kimse ile görüştürülmez ve konuşturulmazlardı. Orhan Bey İstanbul’a
dönmeden sevdiği kadını son bir kere daha görmek istedi ama göremedi.
Albay Thomson bile görüşmesi için izin alamadı. Akşam saat altı uçağı
ile İstanbul’a dönecekti ve dönmeden önce Albay Thomson ile vedalaşmak
için Merkez Komutanlığa gider. Albay ile vedalaşır ve tam kapıdan
çıkarken Albay, Bayan Çing Çungun işlemlerinin tamamlanması için buyara
getirildiğini söyler Orhan Beye. Ve Albayın izni ile bayanın kaldığı
odaya girer. Ve girdiğinde Madam Orhan Beye kendisinin aslında Türk
olduğunun ve gerçek isminin de Neslihan olduğunu söyler. Orhan Bey çok
şaşırır ve ne söyleyeceğini bilemez. Uçak saati geldiği için odadan
çıkar ve havaalanına gider, tam uçağın kapısı kapanmadan içeriye Albay
Thomson ile Neslihan girer ve albay İngiliz mahkemesi Madamı serbest
bıraktı bize karşı yaptıklarından dolayı der. Ve bundan sonra nereye
gideceğinize beraber karar verirsiniz der Albay, ve
vedalaşırlar...........................
3.Kitabın Ana Fikri :
İki zıt görüşe sahip insanların bile, birbirlerine aşık olabileceğini ve
aşkları için ölümü, sevdiği kişisiz yaşamaya nasıl tercih ettiklerini
anlatıyor.
4.Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirilmesi :
Orhan Bey: Bir Türk binbaşısıdır. Görevi için her şeyi göz önüne alan
bir kişiliğe sahiptir.
Madelena : Çok zeki ve aynı zamanda eroin tüccarlığı yapan bir kadın.
Albay Thomson : Çin merkez komutanlığının sorumlusu. Kişilik bakımdan
çok cana yakın ve duygusal birisidir.
Pavlof : Komünist Çindeki temsilcisi ve aynı zamanda gözünü kan bürümüş
bir katil.
Madam Çing Çung(Neslihan) : Vatanı ve sevdiği erkek için her şeyi yapan
bir kadın ve aynı zamanda bir Türkmenistan Türkü.
Him Him Çing Çung : Neslihan’ın kocasıdır. Karısına bağlı ve onu çok
seven birisidir.
5.Kitap Hakkında Şahsi Görüşler :
Olaylar aslında birbirinden bağımsız gözükse de, yazar öyle bir bağlamış
ki konuları birbirine, sanki bir ağacın yalnızca farklı dalları gibi
gözüküyor. İfadelerde o kadar güzel benzetmeler kullanmış ki okuyucuyu
kolayca tesir altına alabiliyor. Kitabın anlatımı genelde herkesin
anlayabileceği sade ve yalın bir şekil ile daha da akıcılık kazanmıştır.
6.Kitabın Yazarı hakkında kısa bilgi :
Esat Mahmut Karakurt ( İstanbul 1902-1977) İstanbul Diş Hekimliği
Okulu’nu (1924) bitirip, Galatasaray Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği,
gazetecilik, avukatlık yaptı. Urfa’dan milletvekilliğine (1954-1960) ve
senatörlüğe (1961-1966) seçildi.
Mondros Ateşkesi yıllarında gazeteciliğe başlayan, küçük öykülerle
edebiyata giren Karakurt, olaya dayanan aşk ve serüven romanlarıyla ün
salmış, geniş okuyucu kitlelerine ulaşan romanlarının çoğu filme
alınmıştır.
Başlıca yapıtları: Vahşi Bir Kız Sevdim (1926), Çölde Bir İstanbul
Kızı(1926), Allahaısmarladık (1936), Kadın Severse (1939), İlk ve Son
(1940), Ankara Ekspresi (1946), Erikler Çiçek Açtı (1952), Son Tren
(1954), Kadın İsterse (1960), vb. |