|
KİTAP ADI
GURBET HİKAYELERİ
KİTABIN YAZARI REFİK HALİD KARAY
1.KİTABIN KONUSU :
Kitabın konusunu bir veya birden fazla kişinin başından geçmiş, yaşanmış
olaylar oluşturmaktadır. Memleket özlemi kitapta çok olarak işlenmiş
konular arasındadır.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Eskici :
Hasan adında bir çocuk vardır ve İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da
yaşarken anne ve babasını kaybetmiş, hiç yakın akrabası kalmamıştır.
Yöre halkı Hasan’ı Filistin’e halasının yanına göndermeyi uygun
görmüşlerdir. Hasan’ı vapura bindirip Filistin’e gönderirler.
Halasının yanına giden Hasan, o yörenin diline yabancı olduğu için hiç
kimsyle konuşmaz. Bir gün halasının evine ayakkabıları tamir için bir
eskici gelir ve Hasan onun karşısına oturarak onu seyretmeye başlar.
Daha sonra eskiciye ‘ çiviler ağzını acıtmıyor mu?’ der. Eskici önce
çocuğun Türkçe konuşmasını garipser. Daha sonra sen nerelisin diye
sorar. Hasan anlatmaya başlar. Hiç durmadan konuşmaktadır. Eskiciyle
beraber memleketlerinden bahsederler. Eskicinin işi bitmiş, gitme zamanı
gelmiştir. Ayrılırken hasan çok ağlar ama elinden hiçbirşey gelmez.
Köpek :
Osman memleketinden uzun süre önce ayrılır ve Lübnan’da çalışmaya
başlar. Osman kimseyle konuşmayan çok yalnız biridir. Bir gün yine işe
çıkmışken arkasına bir köpek takılır. Ona bakınca onunda memleketinden
uzak olduğunu düşünür. Köpeğin kaderinin kendisine benzediğini düşünerek
onu yanına alır. Artık her yere onunla gider olmuştur. Köpek, Osman’ın
yanına geldiğinden beri kilo alır, Osman’la oynamaya onu sevmeye başlar.
Bir gün Osman’ı Lübnan’da zabitler yakalar. Yasak olarak çalıştığından
dolayı onu şehir dışı etmek isterler. Ama köpeğin onunla beraber
gitmesini istemezler. O zamanlar hayvanların hastalık bulaştırma
tehlikesi olduğu için, onları şehir dışı etmek yasaktır. Bu nedenle
Osman’ı köpeksiz şehir dışı ederler. Osman çok üzülür hatta ayrılırken
köpekle bile vedalaşır. Köpek ağlamaklı olmuştur ama bir şey yapamaz.
Osman’ın eski neşesi artık kalmamıştır. Kader yine ona kazığını
atmıştır.
Testi:
Ömer adında bir genç lübnanda şöförlük yapmaktadır. Bir akşam arabasına
üç bedevi biner ve ondan hemen bir doktara gitmesini isterler.
Adamlardan biri nefes alırken zorluk çekmektedir. Ömer merak edip nesi
olduğunu sorar. Bedevilerden tyaşlıca olanı yanındakinin testşden su
içerken, testinin içine düşmüş olan bir arının boğazına kaçarak onu
soktuğunu söyler.
Lübnan halkı ozamanlar hastalık bulaşır korkusuyla bardak kullanmaz,
testiyle içerlerdi. Testiyle içerkende ağızdan birkaç parmak yukarıdan
akıtarak içrelerdi. Bu tür olaylar orada çok sık olurdu.
Adam bir ara nefes almamaya başlar. O sırada ömer doktor yazılı bir
yerde durur ve adamı içeri taşırlar. Fakat doktor birkaç saat önce
hayata gözlerini yummuştur. Arı tarafından sokulan adamda aradan çok
geçmeden doktorun yanında yerini alır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitapta, insanın memleketi kadar güzel bir yere sahip olamayacağı, onun
kıymetini, ondan uzak kalanların daha iyi bildiğini ve uğruna herşeyden
vazgeçilebilecek bir şey olduğu savunulmuştur.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
HASAN: Hasan kendi halinde, sevecen, yadımsever ve yaşamaktan zevk alan
biridir. Başından geçen olaylar onu derinden etkilemişsede, hayata
bağlılığı fazla zayıflamamıştır.
ESKİCİ: Hayatta öylesine yaşayan, memleketinden uzun süre önce ayrılmış
işini çok iyi yapan ve memleketlilerine karşı çok iyi davranan biridir
ÖMER: Küçük yaşta memleketinden ayrı düşmüş, çok iyi araba kullanan,
bilgili, kültürlü ve görmüş geçirmiş birisidir.
OSMAN: Çok duygusal bir yapıya sahip, hayattta başından geçen olaylardan
sonra kimseye güveni kalmamış, ama sevgiye sevilmeye muhtaç biridir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap memleketimizin ne kadar güzel ve pahabiçilmez değerde olduğunu
gözler önüne seren, okuyanı çok derinden etkileyen ve onların
memleketlerine karşı olan duygularını çoşturan güzel bir yapıttır. Dili
sade ve anlaşılması kolaydır. Yazar herkesin anlayacağı tüden bir üslup
kullanmıştır. Herkesin okuması ve olaylardan ders çıkarması gereken bir
kitaptır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
1888'de İstanbul'da doğan Refik Halit, Bank-i Osmani serveznedarlarından,
"bâlâ" rütbesine sahip Mehmed Halid Bey'in oğludur. Vezneciler'de
Şemsu'l-Maarif ve Göztepe'de Taş Mektep'te okuyan ve ayrıca özel dersler
de alan Refik Halid, Mekteb-i Sultani'yi terkettiği gibi, Mekteb-i
Hukuk'u da yarıda bırakıp Maliye Merkez Kalemi'ne katip olarak girdi.
1908'de katipliği bırakarak, Servet-i Fünun'da ve Tercüman-ı Hakikat'te
çalışmaya başladı, bu arada kendisine ait Son Havadis adıyla bir gazete
çıkardı ancak bunu on beş sayı sürdürebildi. Fecr-i Ati Topluluğu'na
katıldı, Servet-i Fünun'a yazılar verdi. Kalem adındaki mizah dergisinde
de "Kirpi" müstear ismiyle siyasi mizah yazıları yazdı. Sada-yı
Millet'te, bilahare Cem'de Kirpi müstear ismiyle yazılar yazdı.
Gazeteci Ahmet Samim'in 9 Haziran 1910'da İttihatçılarca katledilmesi
üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna
ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve
Terakkicilerce mimlendi. "Kirpi" müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve
Terakki Fırkası'nı yerden yere vuran yazılarını "Kirpinin Dedikleri"
adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın
elindeki Beyoğlu Belediyesi'nde yedi ay süreyle Başkatip olarak çalıştı,
Mahmud Şevket Paşa'nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın
Sinop'a sürüldü (1913), bilahare Çorum, Ankara ve Bilecik'e gönderildi.
Bilecik'teyken ongünlük bir izinle İstanbul'a geldiğinde Ziya Gökalp'in
yardımlarıyla geri dönmedi yani sürgünlüğü son buldu (1918).
Robert Kolej'de bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği yaptı, bu arada Vakit,
Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleler yayınlayan Refik Halid,
Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra
Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı, Posta ve Telgraf Umum Müdürü
olarak görevlendirildi (1919). İzmir'in işgalinden sonra Anadolu
Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul
Hükumetini tuttuğu için, İstanbul'un işgalcilerden kurtarılışının
ardından 09.11.1922 tarihinde Beyrut'a kaçtı. Yüzellilikler listesine
alınması ve ihracı konusunda baskı yapılması üzerine Suriye'nin
vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Halep'te
yayımlanan Doğruyol ve Vahdet gazetelerini yönetti, bir ara kendi adına
çıkardığı gazeteyi de tepkiler yüzünden kapatmak zorunda kaldı.
Af Kanunuyla, 1938'de yurda dönüp, yazmaya ve geçimini bu yoldan
sağlamaya devam eden Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da öldü.
ESERLERİ:
Romanları:İstanbul’un İçyüzü,Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Anahtar, Bu
Bizim Hayatımız, Nilgün 1-2-3, Yeraltında Dünya Var, Dişi Örümcek,
Bugünün Saraylısı, İkibin Yılın Sevgilisi, İki Cisimli kadın, Kadınlar
Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş, Dört Yapraklı Yonca, Sonuncu Kadeh.
Hikaye Kitapları:Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri,Kirpinin
Dedikleri, Ago Paşa’nın Hatıraları, Ay Peşinde, Sakın Aldanma İnanma
Kanma, Tanıdıklarım, Guguklu Saat, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, İlk
Adım, Üç Nesil Üç Hayat, Minelbab İlelmihrab.
ilk baskısı yayınevimiz tarafından yapılan Bir Ömür Boyunca, yazarın
1922-1938 arasındaki sürgünlük yıllarını kapsayan anılarıdır. Ama
anlattıkları bu yıllarla ve bu dönemin olaylarıyla sınırlı değildir.
Beyoğlu'nun lokanta adabı, Sinop'taki sürgün dünyası kadar Resneli
Niyazi'nin meşhur geyiğinin akıbetini de Refik Halid'in güzel ve özgün
üslubundan okuruz. Bir Ömür Boyunca, yazarın ölümünden sonra yayınlanan
en güzel ve önemli eseridir. |