|
VATANDAŞLIK BİLGİLERİ
İNSANLIĞIN ORTAK MİRASI
İnsan; bir yandan doğup, büyümesi, beslenmesi ve yaşlanıp ölmesiyle
hayvanlara benzer. Bir diğer yandan da akıl sahibi olması, aklını kullanarak
doğaya egemen olabilmesi yönüyle hayvanlardan farklı ve üstün bir varlıktır.
İnsanlık; gelmiş geçmiş bütün insanları kapsayan ortak bir kavramdır.
İnsanlık dendiğinde insanı hayvanlardan farklı kılan özellikleri akla gelir.
Barış, sevgi, hoşgörü, eşitlik, kardeşlik, dayanışma, özgürlük insanlık
kavramının ortak özelliklerindendir. Kısaca insanların insana yaraşır bir
yaşam sürmeleri için ulaşılmak istenen bir amaçtır. İnsan kendi çıkarını
gözetmeden insanlık düşüncesiyle hareket ederse kendi özüne uygun davranmış
olur.
Ortak Miras
Bir kuşağın kendinden sonra gelecek olanlara bıraktığı her şeye miras denir.
Ortak miras ise sadece belirli bir kuşağın kendinden sonrakilere bıraktığı
şeyler değil, geçmişteki bütün insanlık tarihini ve geleceği de içine alan
maddi ve manevi değerlerin tümüdür.
Her toplum bilim, teknoloji, sanat, edebiyat ve düşünce gibi alanlarda
sürekli bir şeyler üretir. Bu ürünler yalnızca üreten toplum için değil;
diğer toplumlar için de değer taşır. Bu nedenle insanlığın ortak mirası
olarak görülürler.
İnsanlığın sanat mirası; mimarlık heykel, müzik, resim, bale, tiyatro, roman
gibi dallardır. Tarihin en eski çağlarından beri insanlar sanata ilgi
duymuştur. Eski çağlarda mağara duvarlarına kayalara, resim ve heykeller
yapılmıştır. Bu eserler uzun emeklerle yapılmıştır. Günümüzde bu işler
teknoloji sayesinde daha hızlı yapılabilmektedir.
İnsanlığın düşünce mirası; ilk insanlar çevrelerinde olup bitenleri, tabiat
olaylarını anlamaya çalışmışlardır. Bu konudaki düşüncelerini çevrelerindeki
insanlara ve sonraki nesillere aktarmışlardır. Bu sayede zaman ilerledikçe
insanlığın düşüncesi de ilerlemiştir. Bu durum insan yaşamının
kolaylaşmasını, bilim, sanat ve edebiyatın ilerlemesini sağlamıştır. Aristo,
Sokrates, Mevlana,Yunus Emre, gibi insanların ortaya koydukları düşünceler
bugün bile geçerliliğini korumakta tüm insanlar bu düşüncelerden
yararlanmaktadır.
İnsanlığın Edebiyat Mirası: Olayların, düşüncelerin, duyguların ve
hayallerin yazı dili aracılığıyla şekillendirilmesine edebiyat denir.
Edebiyatın kökleri çok eskilere dayanır. Sümer ve Babillerin yaratılış,
Tufan ve Gılgamış Destanı ilk edebiyat örneklerindendir. Bu eserler daha
sonra tüm insanlığı etkilemiştir. Homeros, Şekspir, Servantes, Yakup Kadri
Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı tüm insanlığın ilgi duyacağı edebiyat
mirası bırakanların başlıcalarıdır.
İnsanlığın Bilim Mirası; Evreni ve evrende olan olayları konu edinen, deney
ve gözleme dayanan, olaylar arasında neden - sonuç ilişkisi kurarak bazı
kurallara ulaşmaya çalışan sistemli bilgiler bütününe bilim denir. İnsanlar
en eski çağlardan beri bilimsel çalışmalar yapmıştır. Tekerleğin bulunması
bilimsel bir gelişmedir. Sümerler, Babiller ve Mısırlıların ortaya koyduğu
modern bilimsel çalışmalar daha sonra Yunanlılara, Yunanlılardan
Müslümanlara, Müslümanlardan da Avrupalılara geçmiştir. Her toplum elde
ettiği bilgilere yenisini ekleyerek bilimin gelişmesini sağlamıştır.
Bu sayede günümüzdeki atom ve bilgisayar çağı ortaya çıkmış, insan yaşamında
büyük kolaylıklar sağlanmıştır. Ampulün bulunması, buhar makinesinin icadı
güneş sistemiyle ilgili bilgiler bilim alanındaki önemli aşamalardır.
İnsanlığın Ortak Mirasının Önemi
Ortak miras, insanlığın yüzyıllarca süren çabası ve birikimi sonucu
oluşmuştur. İnsanlar bu mirası oluşturmamış olsaydı doğaya egemen olamazdı.
İnsanlar bugünkü iyi yaşam koşullarına kavuşamazdı.
Ortak miras ürünleri insanların yaşamını kolaylaştırır. Daha gelişmiş
uygarlıkların temelini oluşturur.
Ortak mirasın zenginleşmesi ve gelişmesi insanın değeri, özgürlüğü,
eşitliği, hakları ve mutluluğunun da geliştirilmesini sağlamıştır.
İnsanlar geçmişten bugüne kadar sürekli doğayla mücadele etmiştir. İnsanın
bu çalışmaları ve beslenme, barınma, yaşama gibi mücadeleleri bilim ve
teknoloji alanındaki gelişmeleri sağlamıştır. Binlerce yıl süren bu çabalar
insanlığın ortak mirasını oluşturmuştur.
Ortak miras tek bir ulusa ait değildir. İlk çağlarda Sümerler, Babiller,
Mısırlılar, Yunanlılar, Orta Çağ’da Müslümanlar Yeni ve Yakın Çağlarda ise
Avrupalılar insanlığın ortak mirasına katkıda bulunmuşlardır.
Ortak mirastan bütün uluslar yararlanmalıdır. Ancak bu sayede bütün insanlar
mutlu olurlar. Ayrıca bütün uluslar ortak mirasa katkıda bulunmalıdır. Bu
durum bilim, sanat, edebiyat gibi alanlardaki eserleri korumayı da gerekli
hale getirir. Müzeler, sit alanları, kütüphaneler, ortak mirasın korunması
için oluşturulmuştur. Günümüzde tüm insanlık ortak mirasın korunmasına önem
vermektedir.
UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı) Türkiye'deki
kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulları ortak mirasın korunması için
kurulmuştur.
ETİK ve İNSAN HAKLARI
Ahlâk: Bir toplumda iyi ya da kötü olarak kabul edilen davranışları
belirleyen değer yargıları ve kurallar bütünüdür. İyi, yapılması istenen;
kötü ise, yapılmaması istenen davranıştır. Ahlâk kurallarına uymak kişinin
vicdanıyla ilgilidir. Ancak ahlâka uygun davranmayanları toplum ayıplama,
dışlama; kınama gibi yollarla cezalandırır.
Ahlâklılık: İnsanın değerini korumaya yönelik olan ve bütün toplumlarca
kabul gören evrensel nitelikli ilkelerdir. Ahlâklılık ilkeleri evrenseldir
ve tüm toplumlar tarafından kabul görür. İnsanın değerini korumaya
yöneliktir. “İnsanı, insan olduğu için sevmek” gibi.
Etik Kavramı: Ahlâk felsefesi olarak bilinir. Ahlâkî değerlerin neler
olduğunu, nasıl olması gerektiğini ve nasıl oluştuğunu araştırır. Ahlâk
kurallarının evrensellik düzeyi ile ilgilenir. İş ahlâkı, eğitim ahlâkı, tıp
ahlâkı gibi konular etiğin ilgi alanına girer.
ETİK BİR VARLIK OLARAK İNSAN
İnsanların bir arada düzenli olarak yaşamasını sağlayan kurallar vardır.
Bunlardan yazılı olanlar hukuk kurallarını, yazısız olanlar ise etik
kuralları oluşturur. Sevgi, saygı, güven, dürüstlük gibi ahlak kuralları
bunlardandır. Etik değerleri bilen kişi insan haklarına saygı duyar,
korunmasına özen gösterir.
İnsan, doğuştan bazı haklara sahip olarak dünyaya gelir. Örneğin bir çocuk
doğar doğmaz, bakım, beslenme, eğitim, sağlık, barınma gibi haklara
sahiptir. Çocuğun bu hakları aile ve devlet tarafından sağlanmaktadır.
İnsan hakları her insanın doğuştan sahip olduğu haklardır. Ahlâki olarak da
bu haklar kişiye tanınmalıdır. Din, dil, ırk, cinsiyet farkı bu hakları
geçersiz hale getirmez. Toplumda kabul gören insan hakları insanın değerini
korumaya yönelik etik değerlerdir. Bunların başlıcaları;
• İnsanlara eşit davranmak,
• Irk, din, dil, cinsiyet ayrımı yapmamak,
• İşkence yapmamak,
• İnsanın özel hayatına karışmamaktır.
İNSAN OLMA BİLİNCİ ve SORUMLULUĞU
İnsan olma bilinci; insanı diğer canlılardan ayıran özelliği aklını
kullanabilmesidir. Bu özellik insana çevresini tanıma, olup bitenleri fark
etme değerlendirme olanağı verir. Bu da insan olma bilincidir.
İnsan olma bilinci
• İnsanın kendini tanımasını yeteneklerini kullanmasını sağlar.
Davranışlarda doğru olmaya yönlendirir.
• İnsanın kendine ve diğer canlılara değer vermesini sağlar.
• İnsan olma bilincine sahip kişi bütün insanların eşit haklara sahip
olduğunu kabul eder. Davranışlarında dürüst olmaya özen gösterir. Yurttaşlık
görevlerini bilir ve gereğini yapar.
• İnsan olma sorumluluğu taşıyan bir kimse başkaların haklarına saygılıdır.
Kendisine düşen görevleri eksiksiz yerine göstermeye çalışır. Haklarını
korumaya özen gösterir. Bu konuda gerekli eğitimi almaya çalışır.
DEVLET, DEMOKRASİ, ANAYASA, VATANDAŞLIK, VATANDAŞLIK
HAKLARI ve SORUMLULUKLARI
A. DEVLET
İnsan, toplum içinde doğar, yaşar ve ölür. Tek başına yaşayamaz. Topluluk
halinde yaşayan insanlar arasındaki ilişkilerin sağlıklı yürümesi ve
karışıklıkların önlenmesi için bir otoriteye ihtiyaç duyulmuştur. Bu otorite
devlettir.
Devlet; toprak bütünlüğüne dayalı, siyasal bakımdan örgütlenmiş, millet veya
milletler topluluğunun oluşturduğu hukuksal bir varlıktır. Toplum yaşamı,
örgütlenmeyi gerektirir. Örgütsüz toplumlar dağınıktır. Devletler yönetim
şekillerine göre; demokratik devletler, monarşik devletler, teokratik
devletler ve oligarşik devletler şeklinde ayrılabilir.
Devletin başlıca özellikleri;
• İşbölümü ve dayanışmayı esas alır.
• Üstün otoriteyi temsil eder.
• Devlet otoritesi meşru, siyasi ve hukukidir.
• Devlet otoritesi yapıcı, kurucu ve devamlıdır.
• Devlet otoritesi ile kanunların yapılması (yasama) ve uygulanması
(yürütme) sağlanır. Yargı işleri yürütülür. Toplum iç ve dış tehditlere
karşı korunur.
Devleti oluşturan başlıca unsurlar; Vatan, millet ve siyasi teşkilatlanma
(hakimiyet) dır.
Vatan; Toplumun üzerinde yaşadığı sınırları belli toprak parçasıdır.
Millet: Geçmişte bir arada yaşamış, halen bir arada yaşayan, gelecekte de
bir arada yaşama düşüncesine sahip olan, aralarında tarih, kültür, din, dil,
ırk, bayrak gibi ortak değerleri bulunan insan topluluğudur
Hakimiyet; devletin yaptırım gücüdür. Devlet bu gücünü kullanmak için birçok
organ oluşturmuştur. Buna siyasi teşkilatlanma denir. Siyasi teşkilatın
başlıca organları; Yasama, yürütme ve yargıdır. Ülkemizde hakimiyetin
kaynağı millettir. Yasama organı TBMM, yürütme organı hükümet, yargı organı
ise bağımsız mahkemelerdir. Ülkenin dış ve iç tehditlere karşı korunması
için Türk silahlı kuvvetleri ve polis örgütü oluşturulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Yönetim Yapısı
Merkezî yönetim; cumhurbaşkanı, başbakan, Bakanlar Kurulu, bakanlıklar ve
bakanlardan oluşur. Merkezi yönetim birimleri başkent Ankara'da bulunur.
Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Türkiye Cumhuriyeti'ni ve milletin bölünmez
bütünlüğünü temsil eder. Cumhurbaşkanının temel görevleri; devleti yurt
içinde ve dışında temsil etmek, yasaları onaylamak ve yayımlatmak, başbakanı
atamak, başbakanın önerisi ile bakanları atamaktır.
Başbakan ve Bakanlar Kurulu; Başbakan ve bakanlardan oluşur. Devletin
yürütme ile ilgili işlerinden sorumludur. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından
TBMM üyeleri arasından atanır. Başbakan Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.
Bakanlar arasında uyumu ve eşgüdümü sağlar. Hükümetin genel siyasetinin
yürütülmesini gözetir.
Milli Güvenlik Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı, Danıştay ve Sayıştay
merkez yönetimindeki en önemli yardımcı kuruluşlardır.
İl yönetimi; merkezi yönetim devlet işlerinin ülkenin tüm coğrafi
bölgelerinde rahatça yürütülmesi için taşrada da örgütlenmiş, bu amaçla
iller oluşturulmuştur. İller ilçelere, ilçeler de bucak (belde) ve köylere
ayrılmıştır. İl yönetiminden vali, ilçe yönetiminden kaymakam, köylerden ise
muhtarlar sorumludur.
Yerel yönetimler; İl özel idaresi, belediye ve köy yönetimi olarak üçe
ayrılır.
DEMOKRASİ
Demokrasi halk iktidarı, halkın egemenliğine dayanan yönetim şeklidir.
Kısaca, halkın kendi kendini yönetmesidir. Egemenliğin sahibi ulustur.
Millet kendini yönetenleri seçerek, egemenliği kendi eliyle kullanır.
Demokrasilerde millet hakimiyeti, eşitlik ve hürriyet esastır. Ülkenin nasıl
yönetileceği halk tarafından da onaylanan anayasa ile belirlenmiştir.
Kanunlar anayasaya uygun olmak zorundadır.
Demokrasi, uygulama biçimlerine göre; doğrudan demokrasi, yarı doğrudan
demokrasi, temsilî demokrasi olarak üç çeşittir. Ülkemizde temsili demokrasi
uygulanmaktadır. Bu sistemde millet belli aralıklarla temsilciler seçmekte,
seçilen bu temsilciler de millet adına ülkeyi yönetmektedir.
Demokrasilerin en önemli özelliği eşitliktir. Herkes kanunlar önünde
eşittir. Herkes devlet imkanlarından yararlanma ve devlete karşı sorumlu
olma bakımından aynı haklara sahiptir. Herkesin yönetime katılma, düşünce ve
kanaatlerini ifade etme, siyasi parti kurma ve siyasi partilere üye olma
hakkı vardır.
Demokrasi yönetimlerinde kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ve
yönlendirilmesi için basın özgürlüğüne önem verilir. Dünyada ilk demokrasi
denemeleri eski Yunanlılarda başlamıştır. Ancak tüm dünyada yaygınlaşması ve
tam olarak halk egemenliğine dayanması Fransız İhtilali’nden sonra olmuştur.
Günümüzde tüm dünyadaki en yaygın yönetim şeklidir.
ANAYASA
Anayasa temel kanundur. Anayasa toplumların en üst düzeyde ve siyasal
nitelikte örgütlenmiş biçimi olan, kuruluşunu, yapısını, temel organlarının
görev ve yetkilerini, sivil ve askeri örgütlenmeyi, iktidarın işleyiş ve el
değiştirmesini, devlet iktidarı karşısında bireyin hak ve özgürlüklerini,
bunların güvencelerini sağlamayı amaçlayan ilke ve kurallar bütünüdür.
Anayasa devletin özüdür. Anayasa temel kanundur. Yürürlükteki kanunlar
anayasaya aykırı olamaz.
VATANDAŞLIK HAKLARI ve SORUMLULUKLARI
Anayasamızda; “Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes
Türk'tür.” denilmektedir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde vatandaşlıktan
çıkma, veya vatandaşlığa girme yasalarca düzenlenmiştir. Kamu kavramı,
toplumun tümünü ifade eden bir kavramdır. Devletlerin vatandaşlarına
tanıdığı, sınır çerçevesini anayasa ve yasalarla çizdiği haklar da kamu
haklarıdır. Devletler, kamu haklarının sınırlarını çizerken, sınırsız bir
yetkiye de sahip değildir. Özellikle yaşama hakkı, devletler üstü
haklardandır.
Vatandaşlık hakları üçe ayrılır:
1. Sosyal Haklar
Oldukça geniş kapsamlıdır. Ailenin korunması, eğitim ve öğrenim hakkı,
tarih, kültür ve tabiat varlıklarının, sanatın ve sanatçının korunması
hakları başlıca sosyal haklardandır. Türk kadınının sosyal hayatta önemli
bir yeri vardır. Türk kadını bugünkü yerine, cumhuriyetten sonra
kavuşmuştur. Atatürk'ün önderliğinde yapılan inkılâplar, Türk kadınına yeni
ufuklar açmıştır. Bu sayede kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip
olabilmiş, seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.
2. Ekonomik Haklar
Devlete birtakım ödevler yükler. Devletin vatandaşlarına karşı görevlerini
yerine getirebilmesi için, ekonomik yönden gelişmiş ve malî kaynakları
yeterli olmalıdır. Kişilerin, insanca yaşamaları için devletten gerekli
tedbirleri almasını isteme hakkı vardır. Kişiler bunu isterken, kendileri de
devlete karşı görevleri ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmelidirler.
Kadınlar, çalışma hayatındaki başarıları ile Türk toplumunun üretimine,
gelişmişliğine ve mutluluğuna katkıda bulunmaktadırlar. Bilim, sanat, kültür
ve spor alanlarında da çağdaş dünyada Türkiye'yi temsil etmektedirler.
3. Siyasi Haklar
İnsanların sosyal ve ekonomik haklarının yanında vatandaşlıktan doğan hak ve
ödevleri vardır. Bu haklardan en önemlisi seçme, seçilme ve siyasî
faaliyette bulunma hakkıdır. İnsanlar bu hak sayesinde yönetime katılır ve
yönetimde söz sahibi olurlar. Günümüzde vatandaşlık, siyasal hakları
kullanabilmenin ön koşuludur.
Vatandaş Olma Bilinci ve Sorumluluğu
Her insanın yaşadığı toplumun bir üyesi olarak uyması gereken kurallar
vardır. Kanunlara uyma, başkalarının haklarına saygılı olma, üzerine düşen
görevleri zamanında ve en iyi bir şekilde yerine getirme her vatandaşın
uyması gereken temel kurallardır. Vatandaş olma bilincinde olan insanlar
sorumluluklarının farkında olarak davranırlar. Vatandaş olma bilincine sahip
insanlar;
a. Seçme ve seçilme hakkını kullanarak ülke yönetimine katılır. En iyi ve
doğru olan kişilerin yönetime gelmesi için çalışır.
b. Vergi vermenin bir vatandaşlık görevi olduğunu bilir. Devlet işlerinin
düzenli yürümesi ve hizmetlerin yapılabilmesi için vergisini zamanında ve
doğru olarak öder.
c. Toplum içinde insanların rahat ve huzurlu yaşaması için düzenlenmiş olan
kanun ve kurallara uyar. Bunun her vatandaşın görevi olduğunu bilir.
Özgürlükler sınırsız değildir. Görev ve sorumlulukların yerine getirildiği
toplumlarda, huzur ve adalet vardır.
d. Askerlik görevini yapar. Yurt savunmasında üzerine düşen görevleri yerine
getirir. Yurt sevgisi, sevgilerin en güzelidir. Biz Türkler yurdumuzu
canımızdan çok severiz. Her karış toprağı atalarımızın kanı ile ıslanmış
vatanımız için canımızı veririz de, bir karış parçasını vermeyiz.
TOPLUMDA DAYANIŞMA
Dayanışmanın temelinde sevgi ve saygı vardır. Bir aileyi, bir milleti bir
arada tutan güç, baskı ya da zorlama değil; sevgidir, saygıdır. İnsanlar
sevdikleri oranda sevilmekte, saygı gösterdikleri oranda saygı görmektedir.
İnsanların oluşturdukları birliklerin sürekli olabilmesi için, karşılıklı
sevgi ve saygının olması gerekmektedir, insanlar birbirlerine karşı
hoşgörülü olmalıdır.
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
1. İnsan Hakları Kavramı, Doğması ve Gelişmesi
İlk insanlar arasında eşitlik yoktu. Güçlü olanlar zayıf olanları ezer,sahip
olduğu varlıkları zorla elinden alırdı. Bu durum insan haklarının
korunmasını sağlayacak sistemlerin kurulmasına yol açtı. Önce devletler
ortaya çıktı. Ancak kurulan devletlerde de güçlü olanın zayıf olanı ezmesi
devam etti. Bu tip devletlerde sınıf ayrılıkları ortaya çıktı. Toplum
birbirine eşit olmayan sınıflara bölündü. Hiçbir hakkı olmayan köle sınıfı
oluştu.
Bu gelişmeler toplumlarda sınıflar arasında mücadelelere yol açtı. Bu
mücadeleler sayesinde insanlar arasındaki eşitsizlik yavaş yavaş ortadan
kalkmaya başladı. Özellikle demokrasi yönetimlerinin doğması ve gelişmesi
ile insan haklarının korunmasına yönelik yeni haklar elde edildi. İlk olarak
İngiltere'de Magna Karta ile halk kralın yanında bazı haklar elde etti.
1689'da ise yine İngiltere'de Haklar Bildirgesi kabul ve ilan edildi.
Amerika Birleşik Devletleri kurulurken İnsan Hakları Beyannamesi adıyla bir
bildiri yayınlandı. Bu belgede insanların doğuştan bazı haklara sahip
olduğu, yaşama, din ve vicdan özgürlüğü, basın özgürlüğü, dilekçe hakkı,
mutluluğu arama ve elde etme hakkı gibi bazı hakların varlığı tanınmıştır.
1789'da ortaya çıkan Fransız İhtilali sonunda yayınlanan İnsan ve Yurttaş
Hakları Beyannamesi daha sonra tüm dünyada yaygınlaşmıştır. Bu hakların
başlıcaları şunlardır:
a. Bütün insanlar özgür doğar ve eşit haklara sahiptir.
b. Devlet temel hakları ve özgürlükleri korumakla yükümlüdür.
c. Yasalar önünde bütün insanlar eşittir.
20. yüzyılda insan hakları konusunda önemli gelişmeler oldu. İnsan
haklarının evrensel ilkeler olarak kabul edilmesi ve korunması yönünde
çalışmalar yapıldı. 1945'te dünya barışını korumak için kurulan Birleşmiş
Milletler Örgütü yalnızca üye devletlerde değil, tüm dünyada insan
haklarının korunması için çalışmalar başlattı. Bunun sonunda 1948'de İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. Bu bildirgede; yaşama hakkı - kişi
güvenliği - işkence yasağı - kölelik yasağı - haksız tutuklanmaların
önlenmesi - herkesin ülkesindeki yönetime katılması, genel ve eşit oy
kullanılması - yasalar önünde eşitlik - konut dokunulmazlığı - özel yaşamın
korunması ve gizliliği - din, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüklerinin
serbestliği gibi konular yer almıştır. Ayrıca insan haklarının uluslar arası
düzeyde korunması için çeşitli teşkilatlar kurulmuştur.
Günümüzde her insan; İnsan haklarının doğuştan kazanıldığını, bu hakların
herkes için geçerli evrensel ilkeler olduğunu, bu hakları korumanın insan
onurunu korumak olduğunu bilmelidir. Bu hakları bilmenin yanında
gerektiğinde yasal yollardan korumak için çalışmalı, başkalarının haklarına
saygılı olmalı, herkesten bu haklara saygılı olmasını beklemeli ve
gerektiğinde uymayanları uyarmalıdır.
Ülkemizde İnsan hakları konusunda önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Birleşmiş
Milletler’de kabul edilen ilkeler ülkemiz tarafından da kabul edilmiştir.
İnsan haklarının korunması için anayasa ve yasalarda gerekli düzenlemeler
yapılarak hukuki bir nitelik kazandırılmıştır.
2. Temel Haklar ve Özgürlükler
a. Temel Haklar
Bu haklar insanın doğuştan sahip olduğu, insanın insanca yaşayabilmesi için
gerekli olan haklardır. Bu hakların başlıcaları şunlardır:
Yaşama hakkı (En temel haktır. Hiçbir şekilde ortadan kaldırılamaz
sınırlandırılamaz.)
Kişi dokunulmazlığı hakkı (Kişinin hem beden hem ruh bütünlüğünü korumaya
yöneliktir.)
Sağlık hakkı (Herkes sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlığını koruyacak
tedbirler alma hakkına sahiptir.)
Eğitim hakkı (Herkes eğitim - öğretim hakkına sahiptir.)
Dilekçe hakkı (Herkes şikayetlerini ve isteklerini yetkili makamlara ve
TBMM'ye iletme hakkına sahiptir.)
Özel yaşamın gizliliği ( Herkes özel yaşamına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Kanunla belirlenen özel durumlar
dışında hiç kimsenin üzeri ve özel eşyaları aranamaz, haberleşme araçları
dinlenemez.)
Konut dokunulmazlığı (Hiç kimsenin konutuna izinsiz girilemez.)
Seçme ve seçilme hakkı (Herkes ülke yönetimine katılmak için seçme ve
seçilme hakkına sahiptir. Bu amaçla siyasi parti kurabilir ve siyasi
partiler üye olabilir.) Ülkemizde yukarıda belirtilen temel haklar anayasa
ve yasalarla koruma altına alınmıştır. Devlet bazı özel durumlarda bu
haklardan bazılarında kısıtlamaya gidebilir.
b. Temel Özgürlükler
İnsanların kişiliğini geliştirme ve insanca yaşayabilmesi için başkalarının
haklarını ihlal etmeden özgürce yaşayabilmesini sağlayan haklardır. Bu
hakların başlıcaları;
• Düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü
• Basın özgürlüğü
• Din ve vicdan özgürlüğü
• Haberleşme özgürlüğü
• Yerleşme ve seyahat özgürlüğü
• Toplantı hak ve özgürlüğü
• Bilim ve sanat özgürlüğü,
Bu haklar da devlet tarafından anayasa ve yasalarla koruma altına
alınmıştır. İnsanlar bu hak ve özgürlükleri kullanırken, başkalarının hak ve
özgürlüklerine zarar vermemek için devletin belirlediği kanunlara uymak
zorundadır.
3. İnsan Haklarının İşlevselleştirilmesinde Devlete Düşen Görevler
a. Eğitim Görevi
Devlet insanların haklarını bilmeleri ve korumaları konusunda bireylere
gereken eğitimi vermek veya gerekli ortamı hazırlamak zorundadır.
b. Yasama Görevi
Devlet temel hak ve özgürlüklerin korunması ve sınırlarının belirlenmesi
için gerekli kanunları yapmalıdır. Bu yetki TBMM'nindir.
c. Yürütme Görevi
Devletin vatandaşlara gereken hizmeti vermesi için gereken etkinlikleri
yapmasıdır.
d. Yargı Görevi
Bireylerin birbirleri ile ve devlet ile olan sorunlarını çözmek yargının
görevidir. Yargı görevi bağımsız mahkemelere aittir. Yargıçlar insan hakları
konusunda uluslar arası hukuka uygun kararlar vermek zorundadır.
Anayasamızda belirtilen başlıca yüksek mahkemeler; Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ile
Uyuşmazlık Mahkemeleridir.
e. Devletin Kişi Özgürlüğüne İlişkin Görevleri
Temel haklar, devletler tarafından korunsun ya da korunmasın insanlar bu
haklara sahiptir. Devletler bu hakları korumak için gerekli düzenlemeleri
yapmalı gereken kanunları çıkarmalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin korunması
bilim sanat ve edebiyatın gelişmesi, toplumun refah ve mutluluğunun
gelişmesi, devletin siyasi, askeri ve ekonomik gücünün artması için mutlaka
korunmalıdır.
Atatürk vatandaşların haklarının korunması ve geliştirilmesi için önemli
çalışmalar yapmıştır. Ülkemize demokrasi yönetimini getirmesi, halk
egemenliğine dayanan bir yönetim kurması bunun en açık delilidir.
İNSAN HAKLARI BELGESİNDE YER ALAN BAZI HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
1. Çocuk Hakları
Çocuk hakları ile ulusal ve uluslar arası çalışmalar uzun süredir devam
etmektedir. 1989'da Çocuk Hakları Sözleşmesi Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu tarafından kabul edilerek çocuk haklarının uluslar arası alanda
korunmasına özen gösterilmiştir. Bu sözleşme ile çocukların;
Ruhsal ve bedensel olarak gelişebilme hakkı
Yeterli beslenme, barınma, dinlenme ve tıbbi bakım hakkı
Sevgi ve anlayış görme ve korunma hakkı
Ücretsiz eğitim, oyun hakkı ve yeteneklerini geliştirebilme hakkı
Hoşgörü, barış ve evrensel kardeşlik ruhu düşüncesi içinde yetiştirilme
hakkının korunması hedeflenmiştir.
2. Çevrenin Korunması Hakkı
Herkes sağlıklı, dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi
geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek hem
devletin, hem de vatandaşların görevidir. Her şeyden önce çevrenin
kirletilmemesine dikkat etmek gereklidir.
3. Telif ve Patent Hakları
Telif hakkı; Bir düşünce veya sanat eserini ortaya koyan kişinin, bu eseri
üzerindeki haklarının tümüne denir. Patent hakkı; bir buluş yapan kişinin,
bu buluş üzerindeki veya yapılan buluşu uygulamada kullanacak kişi, kurum ve
kuruluşların kullanabilme hakkına denir. Telif ve patent hakkının ulusal ve
uluslar arası alanda korunması için gerekli tedbirler alınmıştır.
İNSAN HAKLARININ KORUNMASI
İnsanlık insan haklarına kolay ulaşmamıştır. Daha özgür, daha mutlu bir
dünya isteyen her insan, haklarına gelebilecek her türlü tehlikeye karşı
korunmalıdır. İnsan haklarının korunmaması durumunda, toplumda huzur, güven
kalmaz. Devlete güven azalır. Güçlüler güçsüzlerin hak ve özgürlüklerini
elinden alır. İnsanlar arasında ayrımcılık artar. Toplum millet ve devlet
olma özelliğini yitirir. Başka bir devletin koruması altına girer.
İnsan haklarının korunduğu ülkelerde bireyler, huzurlu ve mutludur. Kendi
hak ve özgürlüklerinin gelişmesinin, başkalarının hak ve özgürlüklerine
bağlı olduğu bilinciyle herkesin haklarına saygı gösterirler. Böyle
toplumlarda bireyler daha üretken ve yaratıcı olurlar.
Kişilerin hak ve hürriyetleri anayasada düzenlendiğine göre; bu hak ve
hürriyetlerin tanımlanması, açıklanması ve korunması ile ilgili maddelerin
bulunması gereklidir.
Anayasa bir devletin kuruluşunu, yapısını, temel organlarının görev ve
işleyişlerini, vatandaşların hak ve özgürlüklerini düzenleyen temel yasadır.
Anayasaya aykırı yasa çıkarılamaz. Anayasamızda devletin, insan haklarına
saygılı olması temel bir ilke olarak ele alınmıştır. İnsan hakları
anayasada; temel hak ve ödevler adı altında üç bölüme ayrılmıştır: Kişi
hakları ve ödevleri, sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler, siyasal haklar ve
ödevler.
İnsan haklarını koruma görevi, anayasanın 40. maddesinde açıklandığı gibi
devlete verilmiştir. Devlet bu görevini; yasama, yürütme, yargı organları
aracılığı ile yerine getirir. İnsan haklarının yalnızca devlet tarafından
korunması yetmez. Sivil toplum kuruluşları da insan haklarını koruma
konusunda kendilerine düşen görevi yerine getirmelidir.
Vatandaşlarına değer veren, insan haklarına saygı gösteren ülkeler, bu
hakların korunup geliştirilmesi için danışma kurulları kurarlar. Hukukçular,
düşünürler, politikacılar ve diğer uzmanlardan oluşan bu kurullar, insan
hakları ile ilgili sorunları inceleyip, çözüm önerilerini hükümet
yetkililerine bildirirler.
İnsan hakları ile ilgili uluslar arası kuruluşların kurulduğu ya da
belgelerin kabul edildiği günler, insan haklarıyla ilgili özel günler olarak
kabul edilmiştir. Başlıca özel günler; İnsan Hakları Günü, Birleşmiş
Milletler Günü, Dünya Çocuk Günü, Çevre Koruma Haftası ve benzeridir.
Ülkeler, kendi sınırları içerisinde millî düzeyde insan haklarını korumuş
olsalar bile, uluslar arası düzeyde de korunmasına yardımcı olmaları
gerekmektedir. Dünyada bazı ülkeler insan haklarını millî düzeyde bile
koruyamaz durumdadır. Böyle bir ülkenin vatandaşları, insan haklarından
yoksun olarak yaşamaktadırlar.
Devletler; insan haklarının uluslar arası düzeyde korunması için, çareyi
uluslar arası kuruluşlar kurmakta bulmuşlardır. Uluslar arası kuruluşlar,
insan hakları konusunda ilke ve kuralları saptayan, böylece ülkelere bu
konuda rehberlik eden kuruluşlardır. İnsan haklarını uluslar arası düzeyde
korumak için kurulan, uluslar arası kuruluşlara üye olan ülkeler,
imzaladıkları protokole uymak zorundadırlar. İnsan haklarını korumada,
uluslar arası belgeler önemli bir yere sahiptir. Bu belgeler; insan
haklarını korumakla görevli uluslar arası kuruluşlar tarafından hazırlanır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunlardan biridir. Gönüllü kuruluşlar
bölgesel olabildikleri gibi evrensel de çalışabilmektedirler.
Demokratik rejimi güçlendiren ve geliştiren en önemli kurum, eğitim
kurumudur. Eğitim, demokrasinin yaşamasında en önde gelen faktörlerden
birisidir. Demokratik düşünce ve uygulamalar da eğitimin gelişmesi açısından
önem taşımaktadır. Demokrasi ve insan hakları birbirinden ayrılamayan iki
önemli gerekliliktir. Demokrasi olmadan insan hakları; insan hakları olmadan
da demokrasi olamaz. Demokrat insan olmadan, insan haklarını korumak mümkün
değildir.
İnsan haklarına karşı duyarlı vatandaşlar, gördükleri olumsuzlukları, ilgili
yerlere bildirerek, eleştiriler yaparak ve kamuoyu oluşturarak gerekli
tedbirlerin alınmasına da yardımcı olurlar.
Bildiklerini davranışa dönüştürmüş olan çağdaş insanlar, çevreye, diğer
insan ve canlılara karşı oldukça duyarlıdırlar.
İNSAN HAKLARININ KORUNMASINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
İnsan haklarının korunmasında belli başlı engeller; kişisel özelliklerden,
eğitimsizlikten, siyasal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Engeller
sınırlı değildir. İnsan olma bilincinin eksikliği, hoşgörüsüz ve toplumsal
ilişkilerin düzenlenememesi insan haklarının korunmasında engel
oluşturmaktadır.
İnsan hakları evrensel düşüncesinin geliştirilmesi, aynı zamanda eğitim
sorunudur. Demokrasi ve insan haklarının sözle gerçekleşmesinden ziyade,
gerçekten yaşanan bir hak olması, eğitime verilecek önemle doğrudan
bağlantılıdır. Bütün okullarda, aile içi eğitimde, kamu kurum ve
kuruluşlarında toplumsal katılım yoluyla eğitim yapılmalıdır. Basın ve yayın
organları yoluyla insanları aydınlatıcı bilgiler verilmelidir.
İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir. Bu düşüncelerinin devlet
yönetiminde etkili olmasını istemek de onların hakkıdır.
İnsan hakları çağımızda öncelikli yerini korumakta, insan hakları ihlâlleri
çeşitli şekillerde yaşanmaktadır. Özellikle eğitim düzeyi düşük ülkelerde bu
ihlâller daha yoğun olarak görülmektedir. Ekonomi ve insan hakları
kavramları fazla ilgili değilmiş gibi görünse de, millî geliri düşük
toplumlarda dengesiz dağılım sonucunda insan haklarının korunup geliştiği
söylenemez.
Dolayısıyla insan haklarının gelişiminde ekonomik gerçekliğin de önemli bir
yeri vardır. Ekonomik yoksullaşma toplumun tüm dengelerini sarsmaktadır.
İnsan hakları her açıdan tahrip edilebilmektedir. Çağımızın hızla gelişen
ekonomik olayları, insan hakları olgusuna da geniş etki etmektedir. Ekonomi,
dil, din ve coğrafya kültürü doğrudan etkileyen unsurlardır. Kültürel
davranışların insan haklarına uygun olup olmaması bu unsurlardan
kaynaklanmaktadır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliği,
insan olmasının farkında oluşudur.
Kültür, bir toplumun ortak olarak kabullenerek yaşattığı kurallar ve
gelenekler bütünüdür. Kısaca toplumun yaşama biçimi ile insan, hem kendi
haklarını, hem de başkalarının haklarını korumaya çalışır. Sorumluluk
sahibi, hakkını insan hakları çerçevesinde arayan ve haklarından taviz
vermeyen, başkalarının haklarına da saygı duyan ve koruyan insan, insan olma
bilincine ulaşmış demektir.
Hoşgörü; müsamaha ve tolerans kelimeleri ile eş anlamlıdır. Affetme,
kolaylaştırma anlamlarına da gelir. Hoşgörülü olma büyük insanların işidir.
Hoşgörülü olmaya ailemiz ve yakınlarımızdan başlamalıyız. İnsan önce eşine,
çocuklarına, komşu ve yakınlarına, sonra da bütün insanlara karşı hoşgörülü
olmalıdır.
Hoşgörü, toplumsal ve kültürel düzey gerektiren bir tutumdur. Demokrasiler
hoşgörü rejimidir, insanların birbirinden ayrı, farklı duygu ve düşünce,
davranış, tutum, eylem biçimleri olabileceğini bilmek ve kabul etmektir.
Kısaca, başkalarının davranışlarına saygı duyma ve anlayışla karşılamadır.
Hoşgörüsüzlük, hoşgörünün zıddıdır. insanların birbirlerine
katlanamamalarıdır. Başkalarının anlayış ve düşüncelerine hoşgörü göstermek
bir erdemdir.
İnsan olma bilinci kazanan kişi, kendisi ve çevresiyle uyum içerisindedir.
Herkesle barışık olarak, toplumsal ilişkilerini düzenli sürdürme
düşüncesindedir. Toplumsal ilişkilerde doğal olarak farklılıklar
olabilecektir.
Vatandaş, hukuksal olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağı
ile bağlı olan herkese verilen addır. Bu bağı elde eden kişilerin devlet ile
ilişkilerinin düzenlenmesinde ırk, dil, din ve cinsiyet faktörü öncelik
taşımaz. Önemli olan, vatandaşa insan olduğu için değer verilmesidir.
Sadece, vatandaşlık ya da uyrukluk bağı, birey ile devlet arasındaki
hukuksal bir ilişki, teknik bir bağdır. İnsan hakları, insanın insan olma
özelliği nedeniyle sahip bulunduğu haklardır. Genelde dokunulmazlık
ayrıcalığına sahiptir. İnsan saygıdeğer bir varlıktır. İnsana saygısızlık
etmeye kimsenin hakkı yoktur. Haklarda ve şerefte herkes eşittir.
Hak kavramı, talebe bağlı bir istektir. İnsanların sahip oldukları haklarını
bilmesi ve haklarını elde etmenin yollarını araması gerekir. Hakkımız olan
bir şeyi isteme hakkımız vardır. İsteyebilmek için de haktan haberdar
olmamız gereklidir. Bu, hakkını arama hakkıdır. İnsan haklarının dokunulmaz,
devredilmez ve vazgeçilmez özellikleri vardır. Sahip olduğumuz haklarımızı
talep etme, en doğal bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır.
MİLLİ GÜVENLİK VE MİLLİ GÜÇ UNSURLARI
Millî güvenlik; devletimizin bağımsızlık ve egemenliğine, yurdumuzun
bütünlüğüne, cumhuriyetimizin varlığına içten ve dıştan gelecek her türlü
tehlikeye karşı, önceden hazır olmak ve gerektiğinde savaşmaktır.
Millî hedef; elde edilmesi hâlinde millî menfaatlerin gerçekleştirilmesini
sağlayan sonuçlardır. Millî hedeflerde sınıf, zümre, grup değil, top yekûn
milletin çıkarları ön plânda olmalıdır. Türkiye'nin millî hedefi Atatürk'ün
gösterdiği “Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmaktır.” Türk çocukları bu
hedefin gerçekleşmesi için çaba göstermeli, bu bilinci güçlendirmelidir. Bu
bilinç güçlendikçe, millî birlik ve dayanışma ruhu artar.
Millî güvenlik siyasetinin hedefi; devletin anayasal düzenine, millî
varlığına, yapılan ve yapılacak olan her türlü faaliyete karşı, millî
güvenliğimizi koruma ve kollamaktır.
Millî güç; “Bir milletin, millî hedeflerine erişmek amacıyla
kullanılabilecek maddî ve manevî kaynaklarının toplamıdır.” Millî güç,
siyasal, askerî, ekonomik, nüfus, coğrafî, bilimsel, teknolojik, sosyal ve
kültürel güçlerin toplamından oluşur. Türk milleti, Atatürk'ün önderliğinde,
Kurtuluş Savaşı'nı, millî güç unsurlarını kullanarak kazanmıştır.
Askeri güç; Dış tehdite karşı Türk yurdunun millî menfaatlerinin kollanması
ve korunması, barış zamanında bile, caydırıcı, güçlü bir ordunun varlığını
gerektirir. Böyle bir güçle, yurdun savunulması ve toprak bütünlüğünün
muhafazası, milletler arası hukuktan doğan haklardan taviz verilmeden
sağlanmış olur.
İç tehdite karşı, yurdun kollanması ve korunması Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin
görevlerindendir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşürmeyi, hür demokratik parlamenter düzeni,
temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmayı hedefleyen iç tehdite karşı,
yasaların öngördüğü hükümler çerçevesinde, Türk Silâhlı Kuvvetleri kendisine
verilen görevleri yerine getirir.
Türkiye'ye Yönelik İç ve Dış Tehditler
Terörizm, her türlü siyasal eyleme karşı bilinçli ve soğuk kanlı şiddet
göstergesidir. Bu özelliği ile sadece insanlığa değil, uygarlığa karşı da
bir tehdit oluşur. Devletler, terörün gelecekte kendi ülkeleri için tehdit
unsuru olabileceğini düşünerek, işbirliği ve dayanışma örneği
göstermelidirler.
Milletler arası bir sorun haline gelen terörle mücadelede başarı; terörizmin
amaçlarının insanlar tarafından iyice anlaşılmasına bağlıdır.
Millî kültürümüzden taviz vermeden, Türk vatandaşı olmanın, şeref ve
mutluluğunu duyarak, Atatürk'ün yolunda yürümeliyiz. Türk milletinin
bölünüp, Türk Devleti'nin yıkılmasını amaçlayan her türlü anarşi ve teröre
karşı, Atatürk'ün görüş ve düşünceleri etrafında birleşmeliyiz.
Hürriyetçi demokrasilerde basın hürdür. Görevini iyi yapan basın ve yayın
organları kışkırtıcı ortam hazırlamadan, aydınlatıcı yollar göstererek
görevini yapmalıdır. Basın hürriyetinin serbest iradeyle çizilmiş bir millî
menfaat sınırı olmalıdır.
Yaşamak isteyen hiçbir millet bölücülük, bölgecilik ve mezhepçilik gibi
faaliyetlere asla müsaade etmez. Bir millet her şeyden önce kendini, kendi
okullarında öğretmelidir.
Programı çağdaş, yapı ve davranışları demokratik, amaç ve değerleri millî
olan bir eğitim uygulanmalıdır. Böyle bir eğitimle; millî, demokratik, lâik
ve sosyal bir hukuk devleti anlayışına sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı,
beden ve ruh sağlığı tam, hür ve bilimsel düşünme gücüne sahip, insan
haklarına saygılı; üretici, girişimci, kişilikli, çağdaş Türk insanı
yetiştirilebilir.
Sosyal adalet ve sosyal güvenliği istemek bir haktır. Bu hak yasal çerçeve
içinde ve insan haklarını ihlâl etmeden kullanılmalıdır.
Türk milleti geleceğe ümitle bakar, tarihine saygılıdır. Türk milleti
yeniliklere açıktır, ama geleneklerine de bağlıdır. Türk milleti taassubu
sevmez, gerici ve yobaz değildir. Yurdumuzun üzerinde yaşayan herkesi
canından aziz bilir. Kimseyi ikinci sınıf bir vatandaş olarak görmez.
Atatürk'ün ideallerine gönülden bağlıdır. Bölücü ve yıkıcı değildir.
Kişinin, toplum içinde kaybolmaması çok önemlidir. Cumhuriyet, kişiye
kendini ifade etme ve irade ortaya koyma gücü verir. Bu ancak demokrasilerde
gerçekleşen bir durumdur.
“Türk” kelimesi ilk defa Göktürk Devleti tarafından kullanılmıştır. Daha
sonra Türk soyuna mensup olan bütün toplulukları ifade eden millî bir ad
olmuştur. Atatürk “Ne mutlu Türk'üm diyene” diyerek bunu en veciz şekilde
ifade etmiştir. Atatürk, “Benim yaradılışımda fevkalâde olan birşey varsa,
Türk olarak dünyaya gelmemdir.” diyerek Türk milletine olan sevgisini dile
getirmiştir.
Her devlet, çıkarları doğrultusunda, bu çıkarları elde edebileceği
devletlerle çok yönlü ilişkiler içine girer. Bu ilişkiler farklı şekillerde
kendini gösterebilir. İlişkiler bakımından, devletlerin millî güç
unsurlarından olan coğrafi özellikleri büyük önem kazanabilir. Türkiye'nin
Asya ve Avrupa kıtaları arasında yer alması, üç tarafının denizlerle çevrili
olması, Akdeniz ile Karadeniz arasında geçişi sağlayan ve okyanuslara çıkışı
kısaltan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına sahip oluşu, jeopolitik konum
açısından çok az ülkede bulunan önemli özelliklerdir.
Ayrıca zengin petrol kaynaklarına sahip Orta Doğu'ya hâkim bir konumda
bulunması, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra kurulan Türk
Cumhuriyetleri, ülkemizin jeopolitik önemini daha da artırmaktadır. Türkiye
dünya coğrafyasında bulunduğu konum nedeniyle, birçok ülkenin ilgi
alanındadır. Şimdiye kadar böyle oldu, bundan sonra da bu ilgi devam
edecektir.
Ülkemizde, zaman zaman terör ve kargaşa ortamı yaratmak isteyenler kardeşi
kardeşe düşürerek toplumumuzu düşman kamplara ayırmak istemektedirler. Bize
düşen görev, bu tür oyunlara gelmemektir. Ülkeler arasındaki çıkar
çekişmeleri farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Ülke içindeki şiddet
eylemlerinin artmasında çıkarı olan ülkeler bulunabilir. Bizlere düşen
görev, iç sorunlarımızı kendi imkânlarımız ile çözerek, hiç bir devlete
muhtaç olmadan yaşayabilmektir. Çok çalışarak Atatürk'ün gösterdiği “Çağdaş
uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak” hedefini gerçekleştirmek zorundayız. Bugün
yer yüzünde kendi kendini besleyebilen bir kaç ülkeden biriyiz. Buna bilim,
sanayi ve teknolojik alanlarda yapılacak atılımları da eklersek ufkumuz daha
da açılacaktır.
Güneydoğu’nun kaderini değiştirecek olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP),
birçok ülkenin kıskançlıklarına neden olmuş, engellemek için bölgede hemen
bir terör ortamı yaratılmıştır. Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti'ni emanet
ettiği Türk gençliği, bu tür oyunlara düşmeden, vatan ve millet sevgisiyle
ülkesinin huzuru için çalışmayı kendisine tek amaç edinmelidir.
Anarşi ve terörün hedefi; toplumu yönetilemez hâle getirmek, Türk yurdunu
bölerek parçalamaktır. Türk milletini içten bölmek ve çökertmek, devlet
gücünü ele geçirmektir. Anarşi ve terörü sadece insanlara korku salması
olarak algılamayalım. İnsanlar arasında güven duygusunu ve bir arada yaşama
koşullarını ortadan kaldırmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varoluşunun temel kaynağı olan, Atatürk
ilkelerini ve cumhuriyet yönetimini ortadan kaldırmayı amaç edinmişlerdir.
Çağdaşlık, ilkelliğin zıddı olan bir kavramdır. Yani çağdaş olan, günümüzde
yaşayan, yeni ve değerli kurumlar, ilkellikten ve kaba ölçülerden
arınmıştır. Günümüzde çağdaşlık denildiği zaman aklımıza ilk gelen,
demokratik, lâik ilkelere bağlı, hukuka ve insan haklarına saygılı bir
düşünce yapısı anlaşılmalıdır.
Milletler, devletler halinde örgütlenirler. Normal olarak, her milletin bir
devleti olmalıdır. Milletler arası iş birliği, Türkiye gibi diğer
devletlerin de önem verdikleri bir çalışmadır. Ancak, ülkemiz, diğer
devletlerin karşı karşıya kaldığı önemli ve güncel tehditlerle karşı karşıya
bulunmaktadır. Bu önemli tehdit unsuru kaçakçılıktır.
Kaçakçılıkla mücadelede milletler, bir araya gelemediklerinden başarısız
olmaktadırlar. Devletimiz, kaçakçılığın önlenmesi için büyük çaba
harcamaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük
Genel Müdürlüğü, Tekel Genel Müdürlüğü gibi kuruluşlar, kaçakçılıkla
mücadele ederek sürdürmektedirler.
Kaçakçılığı önleme konusunda devletimizin, vatandaşlarından beklentileri
vardır. Örneğin, çevremizde silâh, tarihi eser, uyuşturucu madde kaçakçılığı
yapanları ilgili devlet birimlerine bildirmeliyiz. Bu bir vatandaşlık
görevidir. Aynı zamanda, insana ve insanlığa hizmet etmektir.
|